Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/28 E. 2020/3459 K. 15.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/28
KARAR NO : 2020/3459
KARAR TARİHİ : 15.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 12.05.2016 tarihli ve 2016/7934 Esas, 2016/8692 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, dava konusu 272 parsel sayılı taşınmazın…Barajı projesi kapsamında kamulaştırma alanı içinde kaldığını açıklayarak taşınmaz sınırları içerisinde bulunan muhdesatların vekil edenine aidiyetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili ve davalı Hazine vekili, ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 12.05.2016 tarihli ve 2016/7934 Esas, 2016/8692 Karar sayılı ilamıyla, kamuya ait mera, yaylak, kışlak genel harman yeri, orman ve aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyeceği ve bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da hukuki değer verilemeyeceğinin göz önüne alınması gerektiği ve genel harman yeri üzerinde meydana getirilen muhdesatlara yasallık sağlayacak şekilde tespit kararı verilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Bu kere davacı vekili bu kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur.
Dava, kamulaştırma hukuki yararına dayanılarak açılan muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden dava konusu 272 parsel sayılı taşınmazın 236 numaralı parselden ifrazen harman yeri olarak kamu orta malları siciline tescil edildiği, anılan 236 nolu parselin ise 1973 yılında yapılan tapulama çalışmalarında kadimden beri harman yeri ve köy orta malı olduğu belirtilerek sınırlandırıldığı ve 04.01.2016 tarihli fen bilirkişi raporunda davaya konu muhdesatların 272 numaralı harman yeri niteliğindeki parselin içinde kaldığının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (472l sayılı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Kavak ve söğüt ağaçları, kendiliğinden yetişebilen ya da ekonomik amaçla yetiştirilen ve kesilip satılabilen ağaçlar olması nedeniyle muhdesat niteliğinde kabul edilmemektedir. Muhdesat şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. l 14/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri. orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da hukuki değer verilemeyeceği gözönünde bulundurulmalıdır.
Bunun yanında, davacının talebinin bir yandan da mülkiyet hakkının ihlali açısından incelenmesi gerektiğinden (Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 numaralı Mehmet Emin Öztekin başvurusu), davacının, Hazineye ait ve özel mülkiyete konu olamayacak bir taşınmazı kullanması sebebiyle haksız zilyet durumunda olduğu açık olmakla birlikte, mülkiyet hakkı sahibinin davalıyı taşınmazdan tahliyesi yoluna gidip gitmediğinin, ecrimisil bedeli tahsil ettirilip ettirilmediğinin, dava konusu muhdesatın davacı yararına ekonomik bir değerinin bulunduğundan, davacının Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığı, yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığı, müdahalede kamu yararına dayalı bir amaç olup olmadığı hususları yanında davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmede ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğunun gözetilmesi, özellikle kamusal makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılması, olayın gelişiminde kamu makamlarının edilgen tutumu sebebiyle bütün zarara tek başına davacının katlanması sonucuna yol açılıp açılmayacağının, şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemeyeceğinin, davacının mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulup bozulmadığının ve müdahalenin ölçülü olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Somut olaya gelince; Mahkemece, yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda davacının tespitini istediği muhdesatın harman yeri niteliğinde olan 272 parsel sayılı kamu orta malının içerisinde yer aldığı, yukarıda açıklandığı üzere özel mülkiyete konu olamayan bu taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesata yönelik olarak aynı zamanda yukarıda yazılı mülkiyet hakkının ihlali bakımından da inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılarak, davalı mülkiyet sahibi Hazine’nin, davacının bu haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliği var ise bunun davacıyı meşru bir beklenti içerisine sokup sokmayacağının ortaya konulması, talebe konu muhdesatın niteliğinin de gözetilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Şu durumda, yukarıda açıklanan nedenlerle, Dairemizin verdiği 12.05.2016 tarihli bozma kararı yerinde olmamıştır.
O halde Mahkemece kararın yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, eksik ve olaya tam olarak uymayan gerekçe ile bozulması doğru görülmemiş ve karar düzeltme istemi kabul edilerek, az yukarıda belirtilen gerekçe ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu yön gözetilmeksizin karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, davacının karar düzeltme istemi kabul edilmeli, Dairemizin 12.05.2016 tarihli ve 2016/7934 Esas, 2016/8692 Karar sayılı bozma ilamı kaldırılmalı ve Mahkeme kararı yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440-442. maddeleri gereği yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin KABULÜNE, Dairemizin 12.05.2016 tarihli ve 2016/7934 Esas, 2016/8692 Karar sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA, Mahkeme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle BOZULMASINA, 15.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.