YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/2809
KARAR NO : 2017/11724
KARAR TARİHİ : 28.09.2017
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Hasımsız görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün kayyım adayı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Çankırı Kadastro Mahkemesinin 2013/112 Esas sayılı dosyası üzerinden…125 ada 2 parsel sayılı taşınmaz maliki 1930 doğumlu Mehmet Karagöz adına kayyım atanması istenmiş; mahkemece, Çankırı Defterdarının kayyım olarak atanmasına dair karar, kayyım adayı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; davanın Türk Medeni Kanunun 426. maddesi kapsamında, adı geçene temsil kayyımı atanması mı yoksa 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 427. maddesi ile 3561 sayılı Kanun kapsamında yönetim kayyımı atanması mı olduğudur.
Kayyımlığın, temsil kayyımlığı (TMK. m.426), yönetim kayyımlığı (TMK. m.427) ve isteğe bağlı kayyımlık (TMK. m.428) olmak üzere, Türk Medeni Kanununda üç türü düzenlenmistir.
TMKnın 426. maddesinde düzenlenen temsil kayyımı atanmasını gerektiren üç sebep gösterilmiş olup bunların ilki; ergin bir kişi hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse; ikincisi, bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa; üçüncüsü ise, yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa vesayet makamınca adı geçen kişiye temsil kayyımı atanacaktır.
Yönetim kayyımlığı ise 427.madde de düzenlenmiş olup amacı gerekli olan yönetimden yoksun kalan ve yönetimi başkaca yollarla sağlanamayan malvarlığının yönetilmesidir. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yerde bilinemezse bu kişinin mallarının yönetimi için yönetim kayyımı atanır. Yönetim kayyımı atanmasını gerektiren diğer haller ise madde de dört bent halinde sayılmıştır, bu hallerden birinin mevcut olması halinde de yine vesayet makamı tarafından kişiye yönetim kayyımı atanacaktır.
3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 2/1.maddesinde ise, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan
-//-
mirasçıya ait payın resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamının bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştıracağı, Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin edeceği hükme bağlanmıştır.
Uygulamada, mahkemelerce genelde ortaklığın giderilmesi veya somut olayda olduğu gibi kamulaştırma davalarında verilen yetkiye istinaden kim olduğu veya adresi tespit edilemeyen malikler adına davada maliki temsil etmek üzere temsil kayyımı atandığı, ancak yukarıda verilen kanun maddelerine göre her iki kayyımlığın atanma şartları ile sona ermesi bakımından farklı hükümlere tabi olduğu açıktır. 426.madde kapsamında temsil kayyımı atanabilmesi için maddede tahdidi olarak sayılan üç sebepten birisinin varlığı şarttır. Malikin kim ve nerede olduğunun bilinmemesi bunlardan birisi değildir. Dolayısı ile bu durumlarda kişiye ancak 427.madde kapsamında yönetim kayyımı atanabilir. Yine kayyımlığın sona ermesi bakımından her iki kayyımlık türü farklı hükümlere tabi olup, temsil kayyımlığı, Türk Medeni Kanunun 477/1.maddesi uyarınca, işin tamamlanmasıyla kendiliğinden; yönetim kayyımlığı ise 477/2.madde gereği kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasını gerektiren sebeplerle vesayet makamının kararıyla sona erer.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 403/3 ve 431. maddeleri uyarınca vasinin atanmasına ilişkin hükümler, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım atanması hakkında da uygulanır. Vesayete ilişkin hükümler kamu düzeni ile yakından ilgili olup, mahkeme taleple bağlı olmaksızın kendiliğinden araştırma ilkesi gereği gerekli araştırmayı yaparak oluşacak sonuca göre bir karar verir.
Kayyım atanması talebinin yukarıda açıklanan kanun hükümleri amacı da dikkate alınmak suretiyle değerlendirilip sonuçlandırılması gerekir. Buna göre mahkemece, ilk önce kayyım atanması için ihbarda bulunandan kayyım atanması isteminin Türk Medeni Kanununun 426.maddesi kapsamında temsil kayyımı mı yoksa 427. maddesi kapsamında yönetim kayyımı mı atanması istenildiği açıklattırılmalı, bundan sonra temsil veya yönetim kayyımlığı şartlarının oluşup oluşmadığı kanun maddelerinde sayılan sebepler kapsamında değerlendirilmelidir.
Kaldı ki eğer yönetim kayyımı atanması istenmiş ise, bu durumda 3561 sayılı Kanun hükümleri ile Kanunun amacı gözönünde bulundurularak mahkemece; dava konusu taşınmaza ait tapu kaydının ilk tesisinden itibaren bütün tedavül ile dayanakları belgeler tapu müdürlüğünden, vergi kaydıyla ilgili bilgi ve belgelerin belediye başkanlığından ve vergi dairesi müdürlüğünden getirtilip kayıt ve belgelerde kimlik bilgilerinin bulunması halinde nüfus müdürlüğünden ilgililerin nüfus aile kayıtları getirtilmesi tapu maliki ile irtibatının araştırılması, varsa mirasçılara ilişkin mirasçılık belgelerinin istenip …’nin 2013/112 esas sayılı dosyası da incelenerek, toplanan delillerin birlikte değerlendirilip oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, eksik inceleme ile Çankırı Defterdarının kayyım atanması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMKnun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMKnun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMKnun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 28.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.