YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/3997
KARAR NO : 2017/12596
KARAR TARİHİ : 10.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Dernek Zararının Tahsili İstemli
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak da davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.10.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili……geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde, davalının, davacı derneğin başkanlığını yaptığı dönemlerde derneğe ait hesaplardan çektiği ve davacı adına bağış makbuzu ile topladığı veya şahsen tahsil ettiği gelirlerin bir kısmının sarfına ilişkin herhangi bir belgeye rastlanmadığı veya harcama olarak gösterilen belgelerin gider niteliğinde olmadığının tespit edildiğini, fazlaya dair haklar saklı tutularak 63.427,70 TLnin zarara uğratılma tarihinden itibaren en yüksek banka kredi faizi ile davalıdan tahsili istenilmiş; mahkemece davanın kısmen kabulüne ile 5.000,00 TL hüküm altına alınmıştır.
Dava, eski yönetici olan davalının derneğe verdiği zararın faiziyle tahsili istemine ilişkindir.
Davalının, davacı … zarara uğrattığı eylemler hakkında … 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/494-2013/298 sayılı dosyası üzerinden verilen kararın Yargıtay’da temyiz aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, hukukumuzda mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan yasa maddesinde, “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü öngörülmüştür. Aynı düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 74.maddesinde de; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” şeklinde önceki kanuna paralel olarak düzenlenmiştir.
Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması mümkün değildir. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. Maddi olgu saptanarak beraat kararı verilmiş ise; bu yön hukuk yargılaması sırasında dışlanamaz ve aksi benimsenemez. Yerleşik yargısal uygulamalarda bu doğrultudadır (Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.2006 gün ve E:2006/9-280, …:319; 04.11.2009 gün ve E:2009/4-413, …:2009/481 sayılı ilamları).
Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Ne var ki, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
Aynı fiilin hem suç hem de haksız fiil teşkil ettiği durumlarda, ceza mahkemesinde devam etmekte olan dava ile hukuk mahkemesinde görülmekte olan dava arasında bağlantı olduğu ve ceza mahkemesinin vereceği kararın kısmen de olsa hukuk mahkemesinde görülmekte olan tazminat davasını etkileyeceği öğretide ağırlıklı olarak kabul edilmektedir. (Kılıçoğlu, Ahmet M.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 15. Bası, Turhan Kitabevi, … 2012: s.465 ; Kuru, Baki/Arslan, …. Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Yetkin Yayınları, … 2011: s. 486-487)
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, aynı fiiller için davalı hakkında derdest ceza yargılaması bulunduğu gözetilerek ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenmesi ve oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kısmen kabulü doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMKnın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı’ya verilmesine,
taraflarca HUMKnın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.