YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/4564
KARAR NO : 2018/1321
KARAR TARİHİ : 24.01.2018
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İcra Takibine İtirazın Kaldırılması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı, 01/11/2014 başlangıç tarihli, 38 ay süreli, davalı borçlunun müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı kira sözleşmesine dayanarak 15/01/2016 tarihinde başlattığı icra takibi ile 19.000,00 TL kira ve 555,53 TL işlemiş faiz alacağının tahsilini talep etmiştir. Borçlunun süresinde verdiği itiraz dilekçesi ile borca itiraz etmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmiş mahkemece; kira sözleşmesinde kefilin sorumlu olacağı azami miktarın gösterilmediği, örnek 13 ödeme emrinde talep edilen miktarın hangi döneme ait, hangi aylara ilişkin kira paralarına ait olduğunun belirtilmediği, hangi döneme ait olduğu belli olmayan kira borçlarına ilişkin davalı kefil hakkında asıl borçlunun tahliyesinden sonra örnek 13 ödeme emri yoluyla takip yapıldığı, alacaklının İİK 269. maddesinde sayılan belge ibraz etmediği, kefilin sorumluluğunun kira miktarları açısından yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nun 583. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz” düzenlemesi bulunmakta olup, anılan yasa az önce yukarıda belirtildiği üzere kefaletin geçerli olması için kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumumda bu sıfatla ve bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu öngörmüştür.
Davaya konu kira sözleşmesinde 6098 sayılı Kanunun 583. maddesinde yer alan düzenlemeye uygun bir kefalet sözleşmesinin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. O halde kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı gözetilerek itirazın kaldırılması davasının reddine karar verilmesi gerekirken bundan zuhul ile yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de sonucu itibariyle doğru olan hükmün yukarıda açıklanan gerekçeyle 6100 sayılı HMK’ya 6217 sayılı Kanunla eklenen Geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK’nun 438. maddesi gereğince değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.