Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/5966 E. 2017/12570 K. 10.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/5966
KARAR NO : 2017/12570
KARAR TARİHİ : 10.10.2017

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine, yasal danışman atanmasına karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı … ve diğerleri vekili, …’ün kısıtlanmasını veya TMKnun 429. maddesi gereği kendisine yasal danışman atanmasını istemiş; Mahkemece,
‘ün akıl sağlığının yerinde olduğu ve akıl zayıflığının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 405. ve 406. maddesi kapsamında vesayet altına alınma ve Türk Medeni Kanununun 429. maddesi kapsmaında yasal danışman atanması istemine ilişkindir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1. Davacının TMK 406. maddesi gereği kısıtlanma talebine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi:
Türk Medeni Kanununun 405. maddesinde, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı, 406. maddesinde ise, savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her erginin kısıtlanacağı hükme bağlanmıştır.
Somut olayda Mahkemece, resmi sağlık kurulundan rapor alınarak ilgilinin akli durumu değerlendirilmiş ise de; Türk Medeni Kanunu’nun 406. maddesi yönünden herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda, yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler karşısında; savurganlığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi iddiasına ilişkin olarak da taraflara delilleri sorulup gösterdikleri takdirde toplanarak tüm delillerin birlikte değerlendirmesi ile sonucuna göre kısıtlanması, bulunan olmadığının tespiti halinde şimdiki gibi karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırma ve eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru, görülmemiştir.
2. Davacının yasal danışmanın şahsına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Türk Medeni Kanununun 422. ve 431 maddesi gereğince yasal danışmanın şahsına-sıfatına karşı yapılan itirazları veya yasal danışmanın ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini (özürleri) inceleme görevi, öncelikle vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesine, onun kabul etmemesi halinde denetim makamına aittir. Türk Medeni Kanununun 397. maddesinde de denetim makamı görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu hükme bağlanmıştır. Açıklanan bu hukuki düzenlemelere göre; temyiz dilekçesinin yasal danışmanın şahsına-sıfatına karşı yapılan itiraz olarak kabul edilip ileri sürülen sebeplerin öncelikle Sulh Hukuk Mahkemesince değerlendirilmesi, itiraz nedenleri yerinde görülmediği takdirde buna ilişkin kararla birlikte evrakın denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi ve denetim makamınca bu konuda kesin bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle de İADESİNE, HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 10.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.