Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/953 E. 2017/14899 K. 08.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/953
KARAR NO : 2017/14899
KARAR TARİHİ : 08.11.2017

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, pul yetersizliği nedeni ile duruşma isteminin reddinden sonra gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava dilekçesinde; davalılardan …. davacının boşandığı eşi, diğer davalının ise bugüne kadar davalı …’den olma kızı olarak bildiği ….’in gerçek kızı olmadığı konusunda 22/09/2014 tarihinde mektup aldığını ve aynı gün telefonla bir erkek tarafından kızının başkasından olduğunun söylendiğini, davacının şüpheye düşmesi üzerine, … incelemesi yaptırılma talebinin davalılarca kabul görmediğini beyan ederek soybağının reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın TMKnun 286 vd.. maddeleri uyarınca açılan soybağının reddi istemine ilişkin olup, TMKnun 289/1. maddesinde belirlenen bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığı ve gecikmeyi haklı kılacak sebeplerin de ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı ile davalı …’nin evliliklerinden 01.01.1972 tarihinde davalı …’in olduğu, muhtar bildirimi ile 06.01.1972 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır. Davacı, davalı …’in kızı olmadığı hususunu 22/09/2014 tarihinde gelen imzasız mektup ve yine aynı gün cep telefonunun kimliğini bilmediği kişi tarafından aranarak söylenmesi sonucu öğrendiğini ileri sürerek dava açmıştır. Davalı, cevap dilekçesi ve duruşma sırasındaki beyanlarında, doğumdan 42 yıl sonra açılan davada hak düşürücü nedenle davanın reddini talep etmiş, ancak bu konuda delil bildirmemiştir. TMK.nın 289/1. maddesine göre; Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde dava açmak zorundadır.
Davacı, davalı …’in kendi kızı olmadığını, kendisine gönderilen mektup ve telefonla aranması sonucunda öğrendiğini ve buna göre bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde davayı açtığını ileri sürdüğüne göre, davalı, davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını yasal delillerle kanıtlamak yükümlülüğü altındadır. Başka bir ifadeyle davanın bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açılmadığını davalı kanıtlamalıdır.
Bu nedenle, davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığına ilişkin davalı delilleri sorularak gösterilmesi halinde, gösterilen delillerin toplanması ve toplanan delillere göre hak düşürücü süre değerlendirilerek, davanın sürede açıldığının tespit edilmesi durumunda, tarafların esasla ilgili delil ve belgeleri toplanıp, iddia ile ilgili olarak … testi yaptırılarak oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, davanın hak düşürücü süre geçtiği gerekçesi ile reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.