Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/102 E. 2020/5038 K. 10.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/102
KARAR NO : 2020/5038
KARAR TARİHİ : 10.09.2020

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.02.2017 tarihli ve 2015/583 Esas, 2017/39 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine istanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan kabulüyle davanın kabulüne şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, tarafların müşterek malik oldukları dava konusu taşınmazlardaki binanın vekil edeni tarafından yapıldığını açıklayarak, muhdesatın tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, binanın murisleri olan annelerinin de katkısıyla yapıldığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davası reddedilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 118 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın (2 dükkan, 7 daire ve çatı katı kaba inşaat halindeki müteşekkil) davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiş; bölge adliye mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez . Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu taşınmazlarda tarafların paydaş ve taraflar arasında açılmış ortaklığın giderilmesi davası açılmış olduğu, davalıların murisi ile davacının 1970 yılından davalıların murisinin ölümüne kadar birlikte yaşadıkları, tanık beyanlarına göre muhdesatların murisin sağlığında 1970’li yıllarda peyder pey yapılmış olduğu sabittir.
Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar yazılı şekilde kabul kararı verilmiş ise de dosya kapsamındaki bilgi, belge, tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde arsa üzerine inşa edilen binanın sadece davacı tarafından kendi nam ve hesabına yapıldığını ispatlamaya yeterli bilgi, belge ile somut ve görgüye dayalı beyan bulunmadığı, iddianın tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. O halde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin yanılgılı değerlendirilmesiyle yazılı şekilde kabul kararı verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle HMK’nin 371. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 10.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.