Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/10470 E. 2019/8329 K. 01.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/10470
KARAR NO : 2019/8329
KARAR TARİHİ : 01.10.2019

MAHKEMESİ :…
DAVA TÜRÜ :…

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı, maliki olduğu 1663 ada 9 parsel sayılı taşınmaza davalı şirketin doğalgaz boru hattı ve vana sistemi kurmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürerek elatmasının önlenmesine, ecrimisile, boru hattından dolayı taşınmazda oluşacak değer kaybının tazminine ve müdahaleli muhdesatların yıkılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket, müdahale edilen kısmın imar planında yeşil alanda kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kamulaştırma işlemi yapılmadan taşınmaza müdahale edildiği gerekçesiyle davalının elatmasının önlenmesine, bir kısım alan ile ilgili imar planında yeşil alanda kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına, 31.472 TL ecrimisile, 1.000 TL tazminatın davalı şirketten tahsiline dair verilen karar, davalı şirket vekili ve vekalet ücretine hasren davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, ecrimisil, yıkım ve tazminat isteklerine ilişkindir.
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli arsa nitelikli 1663 ada 9 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu, taşınmazın kadastral parsel olup davalı şirket tarafından kurulan vana teşkilatı ve boru hattının dava konusu taşınmazın içerisinde kaldığı ancak bilirkişi raporlarında imar planına göre uygulama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; kesinleşmemiş imar planının hukuken bir geçerliliğinin bulunmadığı açıktır.
Ne var ki; belediye başkanlığı imar ve bayındırlık komisyonunun 13.11.2014 tarihli cevabından çekişmeli taşınmazda imar plan tadilatı yapılacağı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; Belediye Başkanlığından sorulmak suretiyle davaya konu taşınmazda imar uygulaması yapılıp yapılmadığının kesinleştirilmesi, yapılmış veya yapılacak ise yeni oluşan/oluşacak tapu kaydına göre bilirkişilerden ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi, yapılmayacak ise kadastral parsel olan 1663 ada 9 parsel hukuki geçerliliğini koruduğundan mevcut tapu kaydına göre uygulama yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken geçerliliği olmayan imar planına göre karar verilmesi doğru değildir.
2. Bilindiği üzere, ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı,tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olaya gelince; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 31.11.2010 ile 11.10.2004 tarihleri arasında belirlenen ecrimisil için; 2010 tarihinde tespit edilen ecrimisil bedeline ÜFE artış oranlarının geriye yönelik uygulanması sonucu ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yukarıda yazılı ilkeler gözetilerek, ilk dönem olan 2004 yılı için belirlenen/belirlenecek ecrimisile davalının taşınmazda kullandığı alanlar tam olarak saptanarak sonraki dönemler için ÜFE artış oranlarının yansıtılması sonucu tespit edilen ecrimisilin usuli müktesep hak ilkesi de gözetilerek karar altına alınması gerekirken hatalı bilirkişi raporu ile yetinilerek sonuca gidilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davalı şirket vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı şirket vekilinin diğer temyiz itirazları ile davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 01/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.