YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/10806
KARAR NO : 2020/3978
KARAR TARİHİ : 24.06.2020
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KA R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, davalı borçlu aleyhine yapılan takipte müvekkil şirketin iş yerinde haciz yapıldığını, müvekkil şirket ile borçlu şirket arasında bir ilgi bulunmadığını haczedilen malların müvekkili şirkete ait olduğunu belirterek, hacizlerin kaldırılarak müvekkili şirkete iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haciz adresinin borçlunun muvazaalı olarak faaliyet gösterdiği adres olduğunu, mahcuzları borçlu ile davacının birlikte ellerinde bulundurduğunu, mülkiyet karinesinin borçlu lehine olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir,
Mahkemece, davacı üçüncü kişinin iddiasının ispatı için delil olarak sadece fatura sunduğunu, sunulan faturaların mahcuzlara ilişkin olup olmadığı hususu tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açık olmadığı ve sunulan faturaların herzaman düzenlenebilecek belgelerden olup davacının istihkak iddiasını kesin ve güçlü delillerle kanıtlayamadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı üçüncü kişi vekilince temyiz edilmiştir.
Davaya konu 01.10.2014 tarihli haciz üçüncü kişinin sicil adresinde yapılmıştır. Haciz adresi borçluya ödeme emri tebliğ edilen adres olmadığı gibi, borçlu haciz mahallinde hazır değildir. Haciz sırasında üçüncü kişinin bilgisayarında; borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ticari alış verişe ilişkin 2013 yılı muavin defter kaydı, 02.07.2012 tarihli borçluya ait vergi levhası ve 05.04.2013 tarihli yoklama fişi bulunmuştur. Vergi kayıtları uyarınca 30.6.2012 tarihinde davacı üçüncü kişinin haciz adresinde faaliyetine başladığı borçlunun ise 05.04.2013 tarihine kadar haciz adresinde faaliyette olduğu anlaşılmaktadır. Üçüncü kişi, borçlunun haciz mahallînin 80 metrekare ön işlik olarak adlandırılan kısmında 05.04.2013 tarihine kadar faaliyette olduğunu ve bu sürede ticari ilişkilerinin bulunduğunu kabul etmekle birlikte, şu anda iş yerinin tamamının kendisinin kiralayarak faaliyette bulunduğunu ileri sürmüş, borçlu ile ticari ilişkide bulundukları döneme ilişkin olarak borçluya yapılan ödemelere ilişkin 15.3.2013 ve devam eden tarihlerdeki dekontları da dosyaya ibraz etmiştir. Davacının faaliyet alanı metal zincir imalatı, borçlunun faaliyet alanı ise metalden kalıp ve döküm imalatı olup, benzer faaliyet kolunda çalışmakladırlar. Davaya konu takibin dayanağı çek 15.8.2014 tarihlidir ve dosya içinde dava konusu hacizden sonra 07.10.2016 tarihinde yapılan hacizde borçlunun farklı adreste faaliyette olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, haciz sırasında borçlu adına bulunan evraklar borcun doğumundan ve hacizden önceki tarihli olup tek başına, mülkiyet karinesinin borçlu lehine İşletilmesi için yeterli değildir. Somut olayda mülkiyet karinesi davacı 3. kişi lehine olup, karinenin aksinin davalı alacaklı tarafça duraksamaya yer vermeyecek şekilde güçlü delillerle kanıtlanması gerekir. Davalı alacaklı tarafından delil olarak gösterilen takip dosyası ve nüfus kayıtları, mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine, oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe iie reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366 ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA; taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde buîunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.