YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/11435
KARAR NO : 2020/4959
KARAR TARİHİ : 08.09.2020
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Taşınmazın Kullanım Şeklinin Belirlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar, miras bırakandan intikal eden 53 ve 270 parsel sayılı taşınmazları, davalı kardeşlerin kullandığını, kendilerinin kullandığı bir bölümün olmadığını ileri sürerek, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 693/2 maddesi uyarınca taşınmazların, yer ve zaman bakımından kullanma biçiminin belirlenmesi isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26.03.2013 tarihli ve 2012/14964 Esas, 2013/4314 Karar sayılı ilamı ile ” … 53 parsel sayılı tarafların miras bırakanının ¼ pay sahibi olduğu tüm taşınmazda, paydaşlar arasında benimsenen ve uzun zamandan beri süregelen eylemli olarak bir kullanım tarzının oluşup oluşmadığı belirlenmemiştir. Hal böyle olunca, öncelikle; 53 parsel sayılı taşınmaz bakımından tüm paydaşları bağlayan fiili kulanım biçiminin oluşup oluşmadığı hususunun yerinde keşif yapılarak araştırılması, böyle bir fiili kullanma biçimi oluşmuş ise tarafların miras bırakanı Şadiye’nin kullanımına bırakılan bölüm yönünden TMK’nin 693/2 maddesinin değerlendirilmesi, fiili kullanım biçimi oluşmamış ve taşınmaz tüm davalıların kullanımında ise pay oranında davanın kabul edilmesi, 270 parsel bakımından da, anılan yasa maddesi uyarınca bir inceleme yapılması gerekirken, sadece tarafların paylarına isabet edecek miktarlar belirlenerek kimin nereyi, ne zaman kullanacağı belli edilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi, 53 parsel sayılı taşınmazı müstakilen miras bırakan Şadiye adına kayıtlıymış gibi tümü üzerinden hüküm kurulması da isabetsizdir.” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Somut olayda, bozma sonrası mahallinde keşif icra edilmiş olup bilirkişi raporlarının da dosyaya sunulduğu görülmektedir.
Ne var ki; Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda, var ise ( keşif, tanık, bilirkişi raporları ve/veya diğer konulardaki) eksik hususlar giderildikten sonra, dosya kapsamına uygun ve uyuşmazlığı kesin bir şekilde çözüme kavuşturmak yerine “…her ne kadar davacılar anneleri … ve babaları …’dan kalan gayrimenkullerin yararlanma ve kullanma şeklinin TMK’nin 693/2 maddesine göre zaman ve yer itibariyle Mahkemece belirlenmesini talep etmiş iseler de tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde bir kısım paydaşlar için fili kullanım biçimi oluşmuş ise de tüm paydaşları bağlayan fiili kullanım biçiminin oluşmasının şu aşamada paydaş sayısının da fazla olduğu göz önünde bulundurulduğunda mümkün olamadığı; gayrimenkuller ve paydaş sayısının çokluğu göz önünde bulundurulduğunda şu aşamada kullanım biçiminin Mahkememizce belirlenmesinin taraflar arasındaki uyuşmazlığa çözüm getirmeyeceği; taraflar arasındaki uyuşmazlığın kesin çözüm getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerektiği..” gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Mahkemece, (önceki bozma ilamı doğrultusunda) toplanmış ve/veya toplanacak delillere göre, uyuşmazlığı sona erdirmesi gerekirken, bozma ilamı gerekleri yerine getirilmeden, dosya içeriğine uygun olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi yanlış olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı … vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacı …’ya iadesine, 08.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.