YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/15948
KARAR NO : 2021/2752
KARAR TARİHİ : 25.03.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Müdahalenin Önlenmesi, Ecrimisil Ve Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazlara malik olduğunu, davalıların taşınmazları kullandığını belirterek, elatmanın önlenmesi, son beş yıla ilişkin 60.190,00 TL ecrimisil ve D.İş dosyasında yapılan 1.052,00 TL masrafınının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 27.01.2016 tarihli davanın niteliği gereği sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince, Yerel Mahkemenin kararı, davanın mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkin olduğundan asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 28.03.2018 tarihli kararla, davalı … yönünden ecrimisil kısmen kabulüyle 60.190,00 TL’nin davalı … …’dan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Elatmanın önlenmesi ve alacak (D.İş dosyasında yapılan 1.052,00 TL masraf) talebi hakkında olumlu-olmusuz bir karar verilmemiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve alacak isteğine ilişkindir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekili ve davalılar vekilinin aşağıdaki bentin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesinde;
Hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, kararında taleplerin herbiri hakkında verilen hükmü göstermesi gerekir (HMK mad. 26; 297/2).
Somut olaya gelince, mahkemece davacının sadece ecrimisil talebine ilişkin gerekçeli bir karar verilmiş ise de; elatmanın önlenmesi ve alacak (D.İş dosyasında yapılan 1.052,00 TL masraf) talebi yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmakla, elatmanın önlenmesi ve alacak talebine yönelik talep hakkında karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Kabule göre de, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 413. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, hükmedilmesi istenen ecrimisil miktarı (60.190,00 TL) ve alacak miktarı (1.052,00 TL) belli olduğu ve sadece ecrimisil ve alacak yönünden harç yatırıldığı, elatmanın önlenmesi talep edilen taşınmazın değeri belirlenmeden ve harç yatırılmadan karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Hâl böyle olunca, öncelikle taşınmazın keşfen saptanacak dava değeri üzerinden peşin harcın tamamlanması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması da doğru olmamıştır.
3. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
a. Hemen belirtilmelidir ki, dava konu 31 parsel sayılı taşınmazda davacı ve davalıların murisi babası 1/2 şer hisseli olarak paydaştırlar.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı yada kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davaya konu 31 parsel sayılı taşınmaz yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı kararı).
İntifadan men, dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir.
Somut olayda, Mahkemece, davaya konu 31 parsel sayılı tarla niteliğindeki taşınmaz yönünden intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmadan işin esasa bakımından karar verilmesi hatalı olmuştur.
b. Mahkemece, dava konusu taşınmazları davalı …’un tasarruf ettiği gerekçesi ile bu davalı yönünden ecrimisil isteğinin kabulüne, diğer davalılar yönünden ise reddine karar verilmiştir.
Ne var ki; mahkemece taşınmazlar başında yapılan uygulama neticesinde aynı ziraat mühendisinden alınan 25.12.2017 ve 19.02.2018 tarihli bilirkişi raporlarında çelişki bulunduğu görüldüğü halde, bu çelişkiler giderilmediği gibi, mahkeme hakimince bilirkişi raporunun hükme esas alınıp alınmadığının ve hangi bilirkişi raporunun esas alındığı belirtilmemiş, hesaplamada gerekçeli kararda ayrıntılı gösterilmeyerek taleple bağlı kalınarak ecrimisil hüküm altına alınmıştır.
O halde Mahkemece yapılacak iş, ziraat mühendisi sıfatını haiz üç kişiden oluşan bilirkişi heyeti aracılığıyla mahallinde yeniden uygulama yapılarak ecrimisil hesabı yönünden denetime imkan verecek ve önceden düzenlenen bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri giderecek şekilde, Dairemizin ilke ve uygulamalarına göre rapor alınması, tüm deliller değerlendirilerek, sonucuna göre kabul sebebini içeren, tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nin 297. (Mülga HUMK’un 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek, gerekçelerinin açıkça kaleme alındığı, anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekili ve davalılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda 2. ve 3. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekili ve davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden lere ayrı ayrı iadesine, 25.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.