Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/15977 E. 2020/3670 K. 18.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/15977
KARAR NO : 2020/3670
KARAR TARİHİ : 18.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Men’i Müdahale, Ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu 1879 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 24 m2 alanlı dükkan niteliğindeki taşınmazda vekil edeni ile davalılardan …’un 1/2’şer orada paylı malik olduklarını, davalılardan …’un dükkan niteliğindeki taşınmazı 20 yıldır diğer davalı …’a kiraya verip kira bedelinin tamamını kendisinin aldığını, yapılan kira sözleşmelerinde müvekkilinin taraf olmadığını, bu nedenle davalılardan …’un taşınmazda fuzuli işgalci olduğunu açıklayarak davalılardan …’un taşınmazdan tahliyesini ve 20 yıllık kira bedeli tutarı olarak 10.800,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalılardan … vekili cevap dilekçesinde müvekkili ile diğer davalı arasında kira sözleşmesinin bulunmadığını, davacı tarafın talebinin tahliye ve kira alacağı ise davacının öncelikle iki haklı ihtarname göndermesinin ve bu ihtarnamelerin sonuçsuz kalmasının gerektiğini, davacının koşullları bulunmayan davasının haksız olup reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalılardan … ise usulüne uygun tebligata rağmen davaya vermemiş, duruşmalarda ise davanın reddini savunmuştur.
Davanın ilk açıldığı Düziçi Sulh Hukuk Mahkemesince, davacı vekilince açılan dava ile her ne kadar tahliye ve kira alacağının tahsili talep edilmiş ise de taraflar arasında yazılı veya sözlü bir kira sözleşmesinin bulunmadığı, bir kira sözleşmesinin bulunduğu kabul edilse dahi paylı mülkiyetin söz konusu olduğu ve kira sözleşmesine, paydaş davacının geçerli bir muvafakatının olmadığı, bu nedenle geçerli bir kira sözleşmesinin bulunmadığı, davacının talebinin adına paylı olarak kayıtlı taşınmazı fiilen kullanan davalı …’un bu eylemine son verilmesi ve haksız olarak dükkanı işgal ettiği sürelere ilişkin bedelin faizi ile tarafına ödenmesi olduğu, davacının talebinin mülkiyet hakkından kaynaklanan bir talep niteliğinde, müdahalenin men’i ve ecrimisil olduğu, bu davalara bakma görevinin ise HMK’nin 2. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, görevsizlik kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ve usulüne uygun olarak ve yasal süresi içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talebinde bulunulması üzerine dosya Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gelerek 2015/95 Esas numarası alarak yargılamaya devam olunmuştur.
Dosyanın görevsizlik kararı sonucu Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesine gelmesinden sonra davacı vekili ilk celseden önce ve 28.04.2015 tarihinde mahkemeye sunduğu ıslah dilekçesinde davayı men’i müdahale ve ecrimisil davası olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.
Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesince dava dilekçesinin olaylar bölümünün dört no.’lu bendinde davalı …’un bu taşınmazı sürekli olarak diğer davalıya kiraya vererek kira bedelini de kendisinin aldığını belirtmesinin, taraflar arasında sözlü bir kira sözleşmesi olduğunu gösterdiği, davalı …’un Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.06.2014 tarihli duruşmadaki “…ilk olarak dava konusu yeri diğer davalı …’un babası olan Yusuf’dan kiraladım…” şeklindeki beyanından da anlaşılacağı üzere taraflar arasında kiracılık ilişkisi yönünden herhangi bir itilaf bulunmadığı, Bu nedenle dava konusunun Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan tahliye ve alacak davası olduğu, iş bu dava türüne bakmakla görevli mahkemenin ise HMK’nin 4. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle, Mahkemelerinin görevsizliğine, dosyada görevli ve yetkili mahkemenin Düziçi Sulh Hukuk Mahkemesi olduğuna, ancak 14.11.2014 tarihinde Düziçi Sulh Hukuk Mahkemesince iş bu dosya için görevsizlik kararı verilmiş olduğundan dosyanın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi halinde yargı yerinin belirlenmesi için Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmesi üzerine hüküm; davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayanan men’i müdahale ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (HUMK mad.83, HMK mad.176) (Prof.Dr.Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6.C.IV, İstanbul 2001,s 3965). Islah müessesesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir. (Prof.Dr.Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuk, C.I.II.B,5, İstanbul 1992 s.534.
Islahın konusunun tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu bir gerçek olduğuna göre, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin (davada talep olunan miktarın) artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup ıslahın konusudur (Kuru:C.IV.s 4035).
Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında, ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi, elbetteki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.
Islahın sonuçlarına gelince; ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesine denir (HUMK mad.83, HMK mad.176). Islah tahkikata tabi davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tahkikata tabi olmayan davalarda ise, yargılamanın bitimine kadar yapılabilir (HUMK mad.84, HMK mad.177). Yargıtayın 04.02.1948 tarihli ve 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararına göre hükmün Yargıtayca bozulması üzerine, hüküm mahkemesinde yeni tahkikat sırasında ıslah yapılması mümkün değildir. HUMK’un 85. maddesi (HMK mad.177/2) gereğince ıslah muayyen celsede diğer taraf hazır olduğu halde yapılabileceği gibi, diğer tarafa tebliğ edilmek şartıyla dilekçe ile de yapılabilir. Islah tek taraflı bir irade beyanı ile olup, ıslahın geçerliliği için karşı tarafın ve mahkemenin kabulüne gerek yoktur. Ancak, ıslah eden taraf bu tarihe kadar olan yargılama giderleriyle karşı taraf için mahkemenin takdir edeceği zarar ve ziyanı karşı tarafın talebi üzerine davada mahkum olmuş gibi derhal mahkeme veznesine ödemeye mecburdur (HUMK mad.86/1, HMK mad.178). Karşı tarafın zarar ve ziyan konusunda bir talebi yoksa, mahkeme re’sen (kendiliğinden) bu masraflar yatırılmadı diye ıslah talebini reddedemez.
Davanın tamamen ıslahı dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir (HUMK mad.87, HMK mad.179/1). Gerek öğretide, gerekse yerleşik yargısal kararlarda, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı, hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır (Bkz.Prof.Dr.Baki Kuru “Hukuk Muhakemeleri Usulü” 6.baskı c.IV,s.3998 vd, Prof.Dr.Sabri Şakir Ansay “Yargılama Usulleri” isimli eser 1960 baskı sh:194 vd, Prof.Dr.İlhan Postacıoğlu “Medeni Usul Hukuku Dersleri” 1975 baskı s.460 vd, Prof.Dr.Saim Üstündağ “Medeni Yargılama Hukuku Esasları” 1973 baskı s.335 vd, ile aynı yöndeki YHGK’nin 18.12.1957 gün E.2/66 K.64, YHGK’nin 30.1.2002 gün E.2002/2-63 K.2002/23 sayılı kararı, YHGK’nin 3.7.2002 gün ve 2002/9-564-572 sayılı kararı, YHGK’nin 5.3.2003 gün ve 2003/9-76-126 sayılı kararı.).
Davanın tamamen (kamilen) ıslah edilmesi halinde dava dilekçesi dahil, yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır (HUMK mad.87/1, HMK mad.179/1). Ancak, ıslahın ikrara, keşfe, bilirkişi raporlarına, şahit sözlerine bir etkisi olmaz. Yani ıslah ile bunlar geçersiz sayılamaz (HMK mad.179/2). Taraflar ancak kendi usul işlemlerini ıslah ile düzeltebilirler. Mahkemenin ve karşı tarafın işlemleri ıslahın konusu dışındadır.
Yukarıda ayrıntılı biçimde yapılan açıklamalar çervesinde somut olay değerlendirildiğinde, Düziçi Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararından sonra ve dosyanın gönderildiği Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesinde henüz tahkikatın sona ermediği aşamada, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu 28.04.2015 tarihli ıslah dilekçesindeki davayı men’i müdahale ve ecrimisil davası olarak ıslah ettiklerine dair beyanı dikkate alınarak davanın artık mülkiyet hakkına dayalı men’i müdahale ve ecrimisil davası olarak görülerek iddia ve savunma çerçevesinde toplanan delillere göre davanın esasına girilerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken davacı vekilinin ıslah dilekçesi göz önüne alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.