YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/1817
KARAR NO : 2018/15884
KARAR TARİHİ : 18.09.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.09.2018 …… günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılar vekili … Günay geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, paydaşı oldukları 85 parsel sayılı taşınmazda bulunan evi davalı kardeşlerinin yıkarak yerine yeniden ev inşa ettiğini, yeni yapılan yapının taşınmazın ortasına yapıldığından kendi kullanımlarının engellendiğini, eski evin ve yerinde bulunan zeytin ağaçlarının yıkıldığını, mirasbırakanlarından kalma eşyaların da dışarı atılarak telef olmasına yol açıldığını ileri sürerek elatmasının önlenmesine, yapının yıkılmasına, maddi ve manevi tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, taşınmazı fiilen taksim ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıların çekişmesiz olarak kullanabilecekleri yer bulunduğu gerekçesiyle elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin reddine, maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine, yıkılan zeytin ağaçları ile eski ev bedeli isteklerinin kısmen kabulüne dair verilen karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, yıkım, maddi ve manevi tazminat isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 85 parsel sayılı bahçeli kerpiç ev niteliğindeki taşınmazda davacıların 1/4’er paylarla davalının ise 1/2 pay ile paydaş oldukları kayden sabittir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213. Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; davalının dava konusu taşınmazı fiilen taksim ettiklerini savunduğu, davalı tanığı ……’in ise davalının eşi olduğunu, tarafların taşınmazı böldüğünü ancak yapı inşa edilirken orada bulunmadıklarından davacılar sınırına taşma olduğunu belirtmiş, davacılar vekili temyizi ile davalının inşa ettiği evin ortak sınırı aştığını ileri sürmüş, 01.04.2014 tarihli fen bilirkişi raporuna göre de inşa edilen yapının taşınmaz iki eşit parçaya bölündüğünde 14,81m²’lik kısmının davacılara ait bölümde kaldığı tespit edilmiştir.
Hal böyle olunca; davacılar ile davalının çekişmeli taşınmazı fiilen taksim ettikleri gözetilerek paylaşım sonucu taşan kısım saptanmak suretiyle davalının elatmasının önlenmesine ve taşan kısımda bulunan yapının yıkılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile isteklerin reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.