YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/2263
KARAR NO : 2018/18235
KARAR TARİHİ : 06.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06.11.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. … Görkeni ve karşı taraftan temyiz eden davacı vekili Av. … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, taraflar ile dava dışı kardeşi ……’nın paydaşı bulunduğu dört adet taşınmaz ile maliki bulunduğu bir adet taşınmazın davalı tarafından kiraya verildiğini ancak kendisine pay verilmediğini ileri sürerek ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazlardan elde edilen kira gelirlerinden davacı payının verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 321.900 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline fazlaya ve faize ilişkin talebin reddine dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince “… Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davalı tarafın tüm, davacı tarafın ise sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, 08.03.1950 gün ve 22/4 sayılı Yargıtay…… Kararı’nda “Başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zapt edip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin o gayrimenkulü haksız olarak elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olduğu” sonucuna varılmıştır. Nihayet 4.6.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay…… Kararı ile de ecrimisil, tazminat olarak nitelendirilmiştir. Bu kararın gerekçesinde ecrimisil davalarının Türk Kanunu Medenisi’nin 908. maddesine (TMK mad. 995) dayanan bir tazminat davası olduğu belirtilmiştir. Bu tür davalarda hâkim, gerçek ecrimisil miktarını tayin ve tespit edebilmek için resen hareket etmek zorundadır. Bu doğrultuda yerleşen Dairemiz uygulamasına göre, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde; öncelikle taraflardan emsal göstermeleri istenmek suretiyle benzer yerlerin kira sözleşmeleri getirtilmeli, sonrasında bilirkişi kurulu ile birlikte davaya konu taşınmaz ve emsaller incelenmeli, taşınmazın büyüklüğü ve çevre özellikleri de nazara alınarak dava konusu ilk dönemde arsa olarak serbest koşullarda getirebileceği kira parası rayice göre belirlenmeli, sonraki dönemler için ise, ilk dönem için belirlenen miktara …… tarafından yayımlanan …… artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak koşuluyla ecrimisil hesabı yapılmalıdır. Hükme esas alınan 12.12.2011 tarihli ve 05.04.2012 tarihli iki ayrı bilirkişi raporunda da; yukarıda açıklanan yerleşmiş ilke gözetilmemiş, diğer bir anlatımla emsal kira sözleşmeleri incelenmeden taşınmazların yapısal ve çevresel özellikleri, ekonomik koşullar gibi soyut nedenlerden söz edilmek suretiyle ecrimisil hesabı yapılmıştır. Raporlar bu haliyle eksik olup, hüküm kurmaya yeterli değildir. Bundan ayrı, ecrimisil davalarında; her yıl ve dönem için belirlenen ecrimisile o yıl veya dönem sonundan (tahakkuk tarihinden) itibaren faize hükmedilmesi gerekir. Somut olayda ise, davacı tarafın istemi bu yönde olmasına rağmen, mahkemece faize dava tarihinden hükmedilmesi de doğru görülmemiştir … ” gerekçesiyle bozulmuş, davalı vekilinin kararın düzeltilmesi isteği, Dairenin 08.10.2013 tarihli kararı ile reddedilmiş, Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, 268.100 TL ecrimisil ile 45.092 TL işlemiş faiz olmak üzere 313.192 TL tazminatın, ecrimisil için dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki, mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğar. Diğer taraftan yerel mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu müessese mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Somut olaya gelince; Mahkemece, 31.05.2012 günlü karar ile davanın kısmen kabulüne, 321.900 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.04.2013 günlü kararı ile davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bir kısmı kabul edilerek hüküm bozulmuş, davalı vekilinin kararın düzeltilmesi isteği ise reddedilmiştir.
Mahkemece bu defa, davanın kısmen kabulü ile usuli kazanılmış hak ilkesi gözardı edilerek 268.100 TL ecrimisil ile 45.092 TL işlemiş faiz olmak üzere 313.192 TL tazminatın, ecrimisil alacağı için dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; davalının tüm temyiz itirazları, 08.04.2013 günlü Yargıtay ilamı uyarınca reddedildiğine göre ilk kararda hüküm altına alınan ecrimisil miktarının davacı lehine kazanılmış hak oluşturduğu gözardı edilerek yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.
2. Mahkemece, 31.05.2012 günlü ilk kararla belirlenen ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükmün faize ilişkin kısmı da Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.04.2013 günlü bozma ilamı uyarınca ” ecrimisil davalarında; her yıl ve dönem için belirlenen ecrimisile o yıl veya dönem sonundan (tahakkuk tarihinden) itibaren faize hükmedilmesi gerekir. Somut olayda ise, davacı tarafın istemi bu yönde olmasına rağmen, mahkemece faize dava tarihinden hükmedilmesi de doğru görülmemiştir ” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, 23.01.2014 günlü 1. oturumda bozmaya uyulmasına karar verilmiştir.
Ne var ki; Mahkemece, bozmaya uyulduğu halde bozma gerekleri yerine getirilmemiştir.
Şöyle ki, bozma ilamı ile, belirlenecek ecrimisile tahakkuk tarihlerinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği belirtildiği halde; Mahkemece, tespit edilen ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; belirlenecek ecrimisil için, bozma ilamı doğrultusunda dönem sonlarından (tahakkuk tarihlerinden) itibaren faize karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadasene, 06.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.