Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/2811 E. 2018/18848 K. 19.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/2811
KARAR NO : 2018/18848
KARAR TARİHİ : 19.11.2018

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R

Davacı vekili, davalının davacının kayınbiraderi olduğunu, dava konusu 1196 ada 53 parselin davacının kayın pederi … ’ndan davacının eşi Avagim ve davalıya intikal ettiğini, daha sonra davalı tarafından davacının eşine 02.04.1999 tarihinde verilen vekalet ile dava konusu taşınmazın davacının eşi Avagim adına tamamının kayıtlı hale geldiğini, davacının eşinin 2007 yılında vefatı ile de davacı ve çocuklarına miras kaldığını, davacının çocuklarının hepsinin ise miras haklarını davacıya 16.04.2008 tarihinde devrettiklerini, davacının dava konusu taşınmazın hali hazırda tam hisse ile dava konusu taşınmaz maliki olduğunu ve davalının herhangi bir ödeme yapmadan dava konusu taşınmazı 1999 yılından bu zamana kullandığını açıklayarak, davalı tarafından yapılan müdahalenin men’i ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla son 5 yıllık 8000 TL ecrimisilin yasal faizi ile ödenmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; öncelikle harç ve gider avansı yönünden dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiğini, dava konusu taşınmazdaki hissesinin davacının eşine ölünceye kadar kira ödemeksizin oturmak kaydıyla satıldığını, kan hısımı oldukları için bu hususta aralarında yazılı bir sözleşme yapılmadığını, murisin 1999 yılında ölüm yılı olan 2007’ye kadar bu hususta ses çıkarmadığını, davacının da dava tarihine kadar kullanıma ses çıkarmadığını, bu nedenle ecrimisil istenemeyeceğini, davalının aynı zamanda işgalci de olmadığını, ölünceye kadar oturma hakkı ve bir nevi kiracı olduğunu açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davalının satış tarihinden bu yana oturduğunun ihtilafsız olduğu, davalı tanıklarınca ölünceye kadar oturulması iddiasının doğrulandığı ancak davacı tanıklarının karşı beyanda bulunduklarından iddianın ispatlanamadığı, 1999’dan bu yana davalının kullanımından kaynaklanan ihtilaf oluşmadığı gibi kullanımın engellendiğine ilişkin delil de sunulmadığı bu durumda davacının murisinin rızasının bulunduğunun kabulü gerektiği, davacı tarafından davalının kullanımının kötüniyetli oluşunun ispatlanamadığı, davacının rızasının ancak dava tarihi itibariyle ortadan kalktığının kabulü gerekeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin ecrimisil ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları, dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde görülmemiştir.
2. Dosya kapsamında getirilen tapu kaydı ve tedavüllerinin incelenmesinde; dava konusu 1196 ada 53 parsel taşınmazdaki kagir apartmada zemin kat 2 nolu bağımsız bölümün 13.12.1972 tarihinde tamamının kök muris … adına yazıldığı, mirasçısı olan davalı … ile davacının eşi olan … adlarına 09.09.1999 tarihinde 1/2 şer hisse ile intikal ederek aynı tarihte …’nun dava konusu taşınmazdaki 1/2 hissesini abisi …’na sattığı ve …’nun dava konusu taşınmazda tam hisse ile malik olduğu, …’nun vefatı üzerine 16.04.2008 tarihinde mirasçıları olan eşi Ayık ve çocukları Sarkis, Lerna, Linda adlarına miras payları oranında paylı mülkiyet halinde intikal edildiği, aynı tarihte çocukların tamamının paylarını anneleri …’na sattığı nihayetinde 16.04.2008 tarihinde tam hisse ile …’nun dava konusu taşınmazda malik olduğu tespit edilmiştir. Davacı tapudaki bu bilgiler ışığında mülkiyet hakkına dayanmak suretiyle elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açmıştır. Davalı ise dava konusu taşınmazdaki hissesinin abisi ve davacının eşi olan …’na ölünceye kadar dava konusu taşınmazda oturmak kaydıyla satışın yapıldığı şeklinde savunmada bulunmuştur. Mahkemece bu beyana itibar edilerek dava konusu taşınmazda davacının murisinin davalının oturmasına rıza gösterdiği ve kötüniyetli olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçelerinin yanı sıra “davacının dava açmasıyla rızasının ortadan kalktığının kabulü gerekir” denildiği halde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Dava açıldığı tarihte davalının adresi hali hazırda dava konusu taşınmaz olup davalının cevap dilekçesinde de dava konusu taşınmazı kullanmadığı yönünde herhangi bir savunmaya rastlanılmadığı gibi dava konusu taşınmazı 1999 dan bu yana ölünceye kadar kira ödemeksizin oturmak kaydıyla sattığı belirtilerek hali hazırda dava konusu taşınmazı kullandığı sabittir. Davacının ise davalının oturmasına rızasının olmadığı, şifahi olarak uyarıların yapıldığı yönündeki beyanlarının yanı sıra daha önce mevcut bir rızası olsa dahi iş bu davayı açmakla rızasının ortadan kalktığı da sabittir. Yukarıda tapunun safahatından da anlaşıldığı gibi dava konusu taşınmazın son maliki davacı … olup gerek davalı … tarafından abisi ve davacının eşi …’na 09.09.1999 tarihli satış senedi ile dava konusu taşınmazı ölünceye kadar kira ödemeksizin kullanması kaydıyla satıldığını gösterir, gerekse son tapu kaydında davalı lehine intifa veya sükna hakkı verildiğini gösterir kayıt ve yazıya da rastlanılmamıştır.
Bilindiği üzere, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Hal böyle olunca; son tapu maliki davacının mülkiyet hakkı karşısında davanın elatmanın önlenmesi yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca müdahalenin men’i yönünden BOZULMASINA, davacı vekilinin, sair temyiz itirazlarının yukarıda 1.bentte açıklanan sebeplerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.