YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4110
KARAR NO : 2020/3575
KARAR TARİHİ : 17.06.2020
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 11.05.2017 tarihli ve 2015/840 Esas, 2017/499 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı üçüncü kişi vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, takip borçlusu şirketin tasfiyeye girmiş bir şirket olduğunu, tasfiye işlemlerinin 28.12.2011 tarihinde sonuçlandığını, şirket yetkilisi …’nun dükkanlarının tümünü kapatarak faaliyetine son verdiğini, haciz yapılan adreste daha önce borçlu şirketin de faaliyet gösterdiğini, bu şirketin 2009 yılında işçilerini çıkararak, iş yerini kapattığını ve 24.02.2010 yılında faaliyetini sonlandırdığını, bu kapanıştan sonra davacı üçüncü kişi tarafından aynı dükkanın şube olarak kiralandığını, borçlu şirket yetkilisi ile davacı şirket yetkilileri akraba ise de işlerinin ayrı olduğunu, iki şirket arasında hukuki ve organik bir bağ olmadığını, söz konusu iş yerinde çalışan tüm işçilerin davacı şirketin sigortalı işçileri olduğunu belirterek, istihkak iddialarının kabulüne ve davalı alacaklı aleyhine tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davacı ile borçlu şirket arasında ticari ve organik bağ bulunduğunu, davacı ile borçlu şirketlerin yetkililerinin birinci derece akraba olup, müvekkilinden mal kaçırmak amaçlı muvazaalı işlem yapıldığını, davacının aynı işyerinde borçlu ile aynı kuyumculuk işini yaptığını, davacının haczedilen malları ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmekle mükellef olduğunu, davacı şirket ile borçlu şirket arasında herhangi bir unvan farklılığının olmadığını, davacı şirket yetkilisi ile borçlu şirket yetkililerinin akraba olduğunu, her iki şirketin şube adreslerinin aynı olduğunu, borçlu şirketin tasfiye tarihi ile davacı şirketin kuruluş tarihinin birbirine yakın olduğunu bildirerek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacı ve borçlu şirket yetkilisi ve ortağı olan Mehmet ve …’nun kardeş oldukları, her iki şirketin de aynı faaliyet alanında iştigal ettikleri, davacı şirketin 2007 yılında kurulduğu ve borçlunun şirketin faaliyet gösterdiği adreste 2008 yılından itibaren faaliyet gösterdiği, her iki şirketin de haciz yapılan adreste birlikte uzun süre faaliyet gösterdikleri, her iki şirketin ünvanlarının da neredeyse birbirinden ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, alacaklının 2008-2009 yıllarında davacı şirkette çalıştığına dair kaydının olduğu anlaşıldığından iki şirket arasında fiili ve organik bağın bulunduğunun anlaşıldığı, davacı şirket tarafından sunulan kira sözleşmesi ve faturalar her zaman düzenlenebilecek nitelikte belgeler olduğundan, istihkak iddiasını kanıtlamaya yeterli olmadığından bahisle istihkak davasının reddine, tedbir ara kararı ile takibin durdurulmasına karar verilmiş olduğundan, davacı aleyhine tazminata karar verilmiş, bu karara karşı davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, İİK’nin 88/1.maddesindeki taşınırlar yönünden haciz merasiminin tamamlanabilmesi için haczedilen eşyanın fiilen el konularak icra dairesinde muhafaza edilmesi gerektiği, ancak İcra Dairesince altınlara fiilen el konulup muhafaza altına alınmadığı, bu haliyle yapılan haczin İİK’nın 88/1.maddesi gereğince geçerli olmadığı, davanın açılış tarihi olan 27.07.2015 tarihi itibariyle geçerli bir haciz bulunmadığından bahisle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek, davanın reddi usul ve yasaya uygun görülmemişse de sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmiş olduğundan, Mahkemenin gerekçesi düzeltilmek suretiyle neticede davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir.
İİK 88. maddesinde; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.
Haczedilen şey; a) Para, b) Banknot, c) Hâmiline ait senet, d) Poliçe, e) Cirosu mümkün diğer bir senet, f) Altın, gümüş ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I).
Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(Kuru B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013, s:426 vd.-Postacıoğlu, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:305,)
Somut olaya gelince; dava konusu 13.05.2015 tarihli haciz esnasında 719,27 gram 22 ayar altın ve 27 adet bileziğin haczedildiği, haczedilen kıymetli şeyler muhafaza altına alınmayıp yediemin olarak üçüncü kişi şirket çalışanına bırakılmış ise de, söz konusu haczedilen altınların 28.09.2015 tarihinde muhafaza altına alındığı anlaşılmakla, bu durumda haczin geçerli hale geldiğinin kabulü gerekir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince esas yönünden inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi doğrudur.
Nitekim, İlk Derece Mahkemesince, davacı şirket yetkilisi ile borçlu şirket yetkilisinin kardeş oldukları, her iki şirketin de aynı faaliyet alanında iştigal ettikleri, davacı üçüncü kişi şirketin 2007 yılında kurulduğu ve borçlunun şirketin faaliyet gösterdiği adreste 2008 yılından itibaren faaliyet gösterdiği, her iki şirketin de haciz adresinde uzun süre birlikte faaliyet gösterdikleri, her iki şirketin de ünvanlarının birbiri ile benzer olduğu, alacaklının borçlu şirkette çalışmakta iken, 2008-2009 yıllarında davacı şirkette çalıştığına dair kaydının olduğu, iki şirket arasında fiili ve organik bağın bulunduğunun anlaşıldığı, davacı şirket tarafından sunulan kira sözleşmesi ve faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte belgeler olup, davacının istihkak iddiasını kanıtlamaya yarar güçlü ve inandırıcı deliller ileri süremediğinden bahisle, davacı üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine dair verilen karar dosya kapsamına uygun olup, buna göre Bölge Adliye Mahkemesince davacı üçüncü kişi vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilmek suretiyle karar verilmesi doğru değildir.
Öte yandan, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin kararında usule veya yasaya aykırılık bulunduğunun tespiti halinde, bu durum yeniden yargılama yapılmasını gerektirmiyorsa, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun kısmen yerinde görüldüğü açıklanarak İlk Derece Mahkemesi kararının 353/(1)-b.2 veya 3. bentleri gereğince kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmekte olup, yasal düzenlemeye aykırı olarak, yalnızca gerekçenin düzeltilmesi ile yetinilmesi de doğru değildir.
Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin düzeltilmek suretiyle davacı üçüncü kişi vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmesi doğru değil ise de, esastan ret kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan ve belirtilen gerekçedeki bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesinin düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Davacı üçüncü kişi vekilinin yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesinin düzeltilerek, düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.