Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/4270 E. 2019/10626 K. 27.11.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4270
KARAR NO : 2019/10626
KARAR TARİHİ : 27.11.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil Ve Kal

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda mahkemece, davacı şirket ile asli müdahilin elatmanın önlenmesi ve kal talebinin reddine, ecrimisil talebinin kısmen kabulü ile 826 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmiş olup, hükmün davacı taraf vekili ile davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı şirket vekili, dava konusu 2992 parsel sayılı kargir dükkan ve arsa nitelikli taşınmazın müvekkiline ait olduğunu, davalının bu taşınmazın bir kısmına el attığını, işgale son verilmesi için ihtarname çekildiğini ancak sonuç alınamadığını açıklayarak, müvekkilinin taşınmazı satın alma tarihi olan 08.12.2011 tarihinden itibaren fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 3.000 TL ecrimisilin tahsilini, davalıların elatmasının önlenmesini ve yapıların kalini talep etmiş, 17.12.2015 tarihli celsede …’ın taşınmazın yeni maliki olduğunu bildirerek vekaletname ibraz etmiştir.
Mahkemece, davacı şirket ile asli müdahilin elatmanın önlenmesi ve kal talebinin reddine, ecrimisil talebinin kısmen kabulü ile 826 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı şirket ve … vekili ile davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeni sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” şeklinde mülkiyet hakkının içeriği belirlenmiştir.
Yine, 6100 sayılı HMK’nin 125/2 maddesinde “Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve kaldığı yerden itibaren devam eder.” hükmü düzenlenmiştir. Bu husus taraf teşkili ile ilgili olup, mahkemece kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bir usul kuralıdır. Bu halde Mahkemece davacı sıfatıyla yeni malike davayı takip edip etmeyeceği konusunda bildirim yapılması gerekir.
Diğer yandan; 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK’nin bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise, bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki; İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Somut olaya gelince; dosya arasında bulunan tapu kayıtları ile UYAP ortamında yapılan incelemede, dava konusu 2992 parselin (yeni 404 ada 7 parsel), dava açıldığı tarihte davacı Karadeniz Sofrası Turizm Yemekçilik Gıda İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı iken yargılama sırasında Aslan Kanlıbiçak’a tapuda satışla devredildiği, sonrasında malikin tekrar değiştiği görülmektedir. Mahkemenin 17.12.2015 tarihli yargılama oturumunda, davacı şirket vekili ile davalının beyanlarında bu devirden bahsedilmiş, aynı celsede davacı şirket vekili tarafından, …’a ait vekaletname sunulmuş ve yeni malik olarak talepte bulunulduğu da bildirilmiştir.
Mahkemece bu hususa ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmamış, vekaletname ibraz edilen … ile ilgili herhangi bir ara kararı kurulmamış, aynı celsede kısa kararda “Davacının meni müdahale ve kal talebinin reddine, ecrimisil yönünden talebin kısmen kabulü ile 826 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verildiği halde gerekçeli kararda “davacı şirket ve asli müdahilin meni müdahale ve kal talebinin şartları oluşmadığından reddine, ecrimisil yönünden talebin kısmen kabulü ile 826 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı şirkete verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” hükmedilmiş, bu şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki meydana getirilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında, ecrimisil ile ilgili bir temlikten söz edilmemekle beraber, mahkemece talebin elatmanın önlenmesi ve kali de içerdiği, taşınmazın yargılama sırasında el değiştirdiği gözetilerek, bu talepler yönünden HMK’nin 125. maddesi hükümleri karşısında taraf teşkilinin yapılması gerektiğinin gözden kaçırılması doğru olmadığı gibi kısa karar ile gerekçeli karar arasında usul ve yasaya aykırı olarak çelişki meydana getirilmesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderilmek ve önceki hüküm ile bağlı kalınmaksızın, açıklamalar da gözetilerek yeni bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tarafların esasa yönelen temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 27.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.