YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4610
KARAR NO : 2019/10575
KARAR TARİHİ : 26.11.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, maliki olduğu 10801 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalılar tarafından hiçbir haklı nedene dayanmadan işgal edildiğini ileri sürerek elatmalarının önlenmesine, davalılara ait yapıların taşınmazına taşan kısımlarının yıkılmasına ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar, taşınmaza müdahalelerinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı …’ya yönelik davanın reddine, diğer davalılar bakımından davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Bilindiği üzere, tarafların tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten ve 6100 sayılı HMK’nin 186. maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin HMK’nin 297. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu aynı maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HMK’nin 294/4. maddesinin getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HMK’nin 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa kararla daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ve usül kanunlarının yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, kısa kararda, ” … 1-… yönünden davanın reddine, 2-Diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, ekli bilirkişi raporu doğrultusunda 28.500,00 TL’nin payları oranında müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesine … ” denildikten sonra gerekçeli kararda ” … 1-Davacının davalı … hakkındaki davasının reddine, 2-Davacının diğer davalılar aleyhine açtığı davasının kısmen kabul kısmen reddi ile; Davalıların … Mahallesi, 10801 ada, 2 parsel sayılı taşınmazda Harita Mühendisi … imzalı 01/10/2014 tarihli krokili raporunda T1 ile gösterilen 42,54 m²’lik kısmı, T2 ile gösterilen 2,48 m²’lik, T3 ile gösterilen 16,35 m²’lik, T4 ile gösterilen 18,77 m²’lik kısma yönelik müdahalelerinin menine, 28.500.-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine … ” denilmek suretiyle iki karar arasında çelişki yaratıldığı açıktır.
Hal böyle olunca; değinilen ilke ve Yasa hükümleri gözardı edilerek kısa kararla çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle davalı … vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 26.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.