YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4747
KARAR NO : 2020/1143
KARAR TARİHİ : 10.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 380 ada 29 parsel sayılı 54843 m2 sahalı taşınmazın 18399/43914 hissesinin maliki olduğunu, söz konusu taşınmazın krokisinde işaretli 564,66 m2’lik kısmının 2 katlı ev+bahçe olarak kullanılmak suretiyle davalı tarafından işgal edildiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 01.07.2008-31.06.2013 tarihleri arasında oluşan 10.368,00-TL işgal tazminatının işgalin başlangıcından itibaren kademeli kanuni faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir
Davalı vekili, vekil edeninin hissesine tekabül eden alan üzerinde evi bulunmakta olduğunu, davalı hisse miktarından fazla yer kullanmadığını, vekil edenin mülk sahibi olup, kötüniyetli zilyet durumunda olmadığını, davalının işgalin başlangıcından itibaren faiz talebi de yerinde olmadığını, ecrimisil için işgalin başlangıç tarihinden itibaren değil; dönem sonu itibariyle faiz talebinde bulunulabileceğini, dava tarihinin 29.07.2013 olduğu, 5 yıl geriye dönük ecrimisil talebinde bulunulabileceği, bu nedenle davacı tarafın davanın açılmasından sonraki dönemi kapsar biçimde 01.07.2008-31.06.2013 tarihleri arasındaki ecrimisil talebinin hukuka uygun olmadığını, davacı kurumun ecrimisil talebinin zamanaşımına uğradığını savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın davalının haksız işgali nedeni ile 29.07.2008-29.07.2013 tarihleri arasında teraküm eden 9.780,00-TL ecrimisil bedelinin tahakkuk ettiği dönem itibari ile kademeli faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli olması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı).
Öte yandan, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan haksahibinin, haksahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1- 120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtayın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olayda, dava konusu 380 ada 29 parsel sayılı taşınmazın tapuda arsa vasfında olup, 18399/43914 hissesi Sultan Bayazıt Vakfı Vakıflar Genel Müdürlüğü adına, 200/43914 hissesinin davalı … adına kayıtlı ve yüzölçümünün 54843,00 m2 olduğu sabittir. Dava konusu taşınmazda davacının payına karşılık olarak az veya çok kullandığı veya kullanmaya müsait yeri olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır.
O halde, Mahkemece, yukarıdaki ilkeler uyarınca yerinde yeniden her bir taşınmazın başında ayrı ayrı yerel, teknik ve uzman bilirkişiler ile varsa taraf tanıkları aracılığıyla keşif yapılarak, taraf tanıkları davacının dava konusu parselde davacıların kullanımına müsait bir yer olup olmadığı konusunda dinlenilmeli, davacının az veya çok kullandığı veya kullanmaya müsait yeri olup olmadığı araştırılmalı; tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanmış ve toplanacak deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Kabule göre de; Davalı vekilinin ecrimisil bedeline ilgili temyiz itirazlarına gelince: HMK’nin 26/1 maddesi gereğince “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”
HMK’nin 26/2. maddesi gereğince “Hakimin tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” şeklindeki düzenlemeler ile belirtildiği üzere hakim kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında tarafların talebinin dışına çıkarak, talepten fazlasına yahut talepten farklı bir şeye karar veremez. Hal böyleyken, davacı dava dilekçesinde 01.07.2008-31.06.2013 tarihleri arasında oluşan işgal tazminatını talep etmiştir. Ancak 29.07.2008-29.07.2013 tarihleri arasında işleyen ecrimisil miktarına hükmetmiştir. Talep dışına çıkılarak bu hususta karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10/02/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.