Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/4783 E. 2020/1819 K. 26.02.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4783
KARAR NO : 2020/1819
KARAR TARİHİ : 26.02.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil, Haksız İşgal Tazminatı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüna karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Dava dilekçesinde, davacıların murisi …’in 1/2 paydaşı olduğu 473 ada 65 parsel numaralı taşınmaza, davalının 2003 yılında çit çekerek ve garaj yaparak haksız şekilde işgal ettiği ve kullandığı, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının kabul edildiği ve kesinleştiği ileri sürülerek, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 500,00 TL’nin faizi ile davalıdan tahsili istenmiş, 17.06.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile 5.100,00 TL üzerinden dava ıslah edilmiştir.
Davalı vekili 08.07.2015 tarihli cevap dilekçesinde, dava ve ıslah dilekçesi ile talep edilen miktarlar yönünden zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Mahkemece, 15.08.2003 ila 15.08.2012 tarihleri arası ıslah edilen miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemenin davanın kabulüne dair verdiği karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Öncelikle davalıya yapılan tebliğatlar üzerinde durulması gerekmektedir.
Ek bilirkişi raporunun usulüne uygun olarak 12.06.2015 tarihinde davalıya tebliğinden önce davalı adına çıkartılan dava dilekçesi ve diğer tebligatlar mernis adresi olduğu tebliğ zarfı üzerinde belirtilmek suretiyle, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre mahalle muhtarına tebliğ edilmiştir. Bu şekilde yapılan tebligatlar usulsüzdür. Şöyle ki;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereği tebligatın, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılacağı, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligatın yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı; “tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” kenar başlıklı 21. maddesinde ise, kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memurunun tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim edeceği ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildireceği; maddenin ikinci fıkrasında da gösterilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edeceği ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştıracağı hükme bağlanmıştır.
Tebligat Kanunu, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun’la değiştirildikten sonra, gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir. Bu değişikliğe göre, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine, Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca doğrudan tebligat yapılması mümkün değildir. Muhataba çıkarılan ilk tebligat, bilinen veya gösterilen adresine yapılacaktır. Buna göre, ilk defa bildirilen adresin muhatabın (kısıtlanması istenilenin) adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adres olması arasında fark yoktur. Her iki adres de Tebligat Kanunu’nun 10/1. maddesi kapsamında bilinen adrestir. Bildirilen adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi de nazara alınarak muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılacaktır.
Somut olayda; yargılama aşamasında dava dilekçesi de dahil davalı …’e doğrudan Mernis adresine çıkartılan ve Tebligat Kanunu 21/2.maddeye göre yapılan tebliğatlar usulsüz olup, davalının zamanaşımı def’i süresinde kabul edilerek öncelikle davalının zamanaşımı def’i üzerinde durulmalıdır.
Maddi hukuka dayanan savunma vasıtaları, itirazlar ve def’iler olarak ikiye ayrılmakta olup, itirazlar bir hakkın doğumuna engel olan veya o hakkı sona erdiren vakalar hakim tarafından re’sen gözetilebilmektedir; def’iler ise, davalının borçlu olduğu edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkân veren bir hak olup, taraflarca ileri sürülmesi gerekir.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalınmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yazılı yargılama usulünün uygulandığı davalarda “Süreler hakkında karar” başlıklı 142.maddesinde, ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlayacağı hükme bağlanmıştır.
Zamanaşımı def’i, davanın esası hakkında her türlü muameleye manidir. Bu sorun halledilmeden davanın esası incelenemez. (11.01.1940 tarihli ve 15/70 sayılı İçt. Bir. Kararı) Bu itibarla; davalı tarafın zamanaşımı def’inde bulunduğu nazara alınarak bu husus hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden, işin esasına girilerek davanın kabulü doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.