YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4873
KARAR NO : 2020/5349
KARAR TARİHİ : 24.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkilinin kayden maliki olduğu taşınmaza davalının tecavüzde bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi, muhdesatın kal’i ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacı yanın 15678 ada 5 parsel (eski 8988 ada) sayılı taşınmazın, davalı yanın ise 1572 ada 1 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğu, davacı yanın maliki olduğu taşınmazın kök parselinin 1690 ada 1 parsel olduğu, 1 parselin ifrazı sonucunda 1690 ada 2-3-32 parsellerin oluştuğu, 2009 yılında yapılan imar uygulaması neticesinde davacı parselinin oluşmuş olduğu, 31.12.2015 tarihli inşaat bilirkişisi raporunda da değinildiği üzere dosyaya tapu müdürlüğünce hatalı olarak 1690 ada değil, 1692 ada 2 ve 3 parsellerin gönderildiği, davalı yanın savunmasında davacı iddiasına konu vakıanın gerçekleşme sebebinin imar uygulaması olduğunu ileri sürdüğü sabittir.
Bilindiği üzere, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı, üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nin 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ancak, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı Yasa’nın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten, bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda, dava konusu taşınmazların bütün tedavülleriyle birlikte tapu kayıtları eksiksiz ve hatasız olarak ve birbirleriyle irtibatlandırılarak dosya arasına alınarak, davalı yanın tecavüzün imar uygulaması neticesinde oluştuğu savunması üzerinde durularak, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, değinilen hususlar gözardı edilerek sonuca gidilmiştir.
O halde, Mahkemece yapılacak iş; çekişme konusu taşınmazın imar öncesi parselde davalının, mülkiyet ya da sınırlı bir ayni hakkının veya tahsisten kaynaklanan kişisel bir hakkının bulunup bulunmadığının saptanması, davalının korunmaya değer bir hakkının tespiti halinde yapıların kaim bedelleri mahkeme veznesine depo edildikten sonra elatmanın önlenmesine ve kal’e karar verilmesi; davalının imar öncesi korunmaya değer bir hakkı bulunmadığı takdirde bedel depo edilmeksizin elatmanın önlenmesine, kal’e ve ecrimisile karar verilmesi olmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi .