Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/4911 E. 2020/3925 K. 24.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4911
KARAR NO : 2020/3925
KARAR TARİHİ : 24.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne, esrimisil isteminin ise reddine karar verilmiş olup, hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR

Davacılar vekili, müvekkilerine muris babalarından intikal eden ev ve elma bahçesi niteliğindeki taşınmazların 35 yıldır davalı amcaları tarafından kullanıldığını, müvekkilerinin bahçe niteliğindeki taşınmazlardaki paylarını 2012 yılı Mayıs ayında sattıklarını, ev niteliğindeki 1066 parsel sayılı taşınmazın ise halen müvekkileri adına kayıtlı olduğunu öne sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile bahçe niteliğindeki taşınmazlar için satış tarihinden geriye dönük 5 yıllık dönem için, 1066 parsel sayılı taşınmaz için ise dava tarihinden geriye dönük 5 yıllık dönem için olmak üzere toplam 20.000 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline ve davalının 1066 parsel sayılı taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazların aslen kardeşine ait olup sağlığında kendisine verip “buralara bak imar et, kullan, otur, tapusunu ileride sana vereceğim” dediğini, bu muvafakata bağlı olarak buraları kullandığını, kullandığı tarihten itibaren yüklü harcamalar yaparak bu yerleri imar ve ihya ettiğini, açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; TMK’nin 683. maddesi uyarınca malik olan davacıların elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne, ecrimisil talebi yönünden ise davalının, dava konusu yerin kardeşine ait olduğunu, kardeşinin sağlığında dava konusu taşınmazları bakıp gözetmesi karşısında kendisine vereceğini söylediğini beyan ettiği, davalı tanıklarının da bu beyanı doğruladığı, bu durumda davalının iyiniyetli olduğu, ecrimisil davaları için aranan kötüniyet şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; çapa bağlı taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Davacı … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hemen belirtilmelidir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun vesayet makamından izni düzenleyen 462/8 maddesinde, “Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması” şeklinde düzenlenmiş olup, davacının kısıtlılık kararı üzerine vasi tarafından açılan davalarda denetim makamından husumete izin kararı alınması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun davada kanuni temsili düzenleyen 52. maddesinde “Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri, tüzel kişiler ise yetkili organları tarafından temsil edilir ” hükmüne, 54. maddesinde “Kanuni temsilciler, davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde izin belgelerini, tüzel kişilerin organları ise temsil belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi takdirde dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar. Şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanuni temsilcilerin veya tüzel kişilerin organlarının, yukarıda belirtilen eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmalarına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir. İzin belgesinin alınması için mahkemeye müracaat edilmesi gerekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Bu süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde bu konuda karar verilinceye kadar beklenir. Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye başvurulmaması hâlinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesi “Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip bulunması; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip olması” hükmüne göre dava ehliyeti ve temsil dava şartı olup, HMK’nın 115.maddesinde “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” hükmü uyarınca temsil yetkisinin mahkemece resen gözetilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olayda, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/221 Esas, 2007/165 Karar sayılı ilamıyla Kadriye Yılmaz’ın 4721 sayılı TMK’nin 405/1. maddesi gereğince kısıtlanıp, …’ın vasi tayin edildiği, eldeki davada da vasi Mustafa tarafından davacı … adına vesayeten davacı vekiline vekaletname verildiği ve davanın bu şekilde açıldığı, ancak eldeki dava için vesayet makamından alınmış husumete izin kararının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, TMK’nin 462/8. maddesi uyarınca eldeki dava için vesayet makamından “husumete izin” kararı alınması ve anılan usuli işlem tamamlandıktan sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerekirken, bahsedilen husus gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3.Davacılar … ve … vekilinin ecrimisil talebine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu edilen 813 ve 937 parsel sayılı elmalık niteliğindeki taşınmazlar ile kargir ev ve arsası niteliğindeki 1066 parsel sayılı taşınmazın 01.02.1967 tarihinde tapulama sonucunda davacıların murisi Şeref Yılmaz adına tescil edildiği, murisin 25.09.1989 tarihinde vefat etmesi üzerine 03.11.2011 tarihinde mirasçılarına paylı olarak intikal ettiği, 813 ve 937 parsel sayılı taşınmazların davacı mirasçılar tarafından dava tarihinden önce 24.05.2012 ve 23.05.2012 tarihlerinde dava dışı üçüncü kişilere satıldığı,1066 parsel sayılı taşınmazın ise 3/5 hissesinin davacı …, 1/5’er hissesinin de davacı … ve Vasfiye adına tescilli olduğu, davalının taşınmazlar üzerinde kayıttan veya mülkiyetten kaynaklı bir hakkının bulunmadığı, davacıların 07.10.2011 tarihinde davalıya tebliğ olunan ihtarname ile taşınmazlardaki tasarrufuna son verilmesini talep ettikleri anlaşılmıştır.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup, bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK’nin 266 ve devam eden maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlar getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir. Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olayda; davalının dava ve satış tarihleri itibariyle nizalı taşınmazları kullandığı sabit olup bu husus davalı tarafın da kabulünde bulunmaktadır. Kayıttan veya mülkiyetten kaynaklı bir hakkı bulunmayan davalının çapa bağlı taşınmazlarda iyiniyet iddiası dinlenemeyeceğinden, ecrimisil istemi yönünden mülkiyet hakkına itibar edilerek hüküm kurulması gerekmektedir.
Bundan ayrı olarak; davacıların murisin ölüm tarihinden itibaren ihtarname gönderene kadar uzunca bir süre davalının kullanımına ses çıkarmadığı düşünüldüğünde, bu kullanıma muvafakat gösterildiğinin ve muvafakatın ihtarname ile sona erdirdiğinin kabulünde zorunluluk vardır. Buna göre, davalı taraf ihtarnameden önceki dönem için fuzuli şagil olarak nitelendirilemez. Öyleyse, ihtarnamenin davalıya tebliği tarihinden öncesi için fuzuli şagilin (haksız işgalcinin) taşınmazı kullanmasından dolayı taşınmaz malikine ödemekle yükümlü olduğu haksız işgal tazminatı olan ecrimisilden sorumlu tutulamayacağı sabittir. Bu durumda, Mahkemece; 1066 parsel sayılı taşınmaz için ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihinden- dava tarihine kadarki dönem için, diğer taşınmazlar için ise ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihinden – satış tarihine kadarki dönem için, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda hazırlanacak denetime elverişli bilirkişi raporu ile hesaplanacak ecrimisil bedelinin davalıdan tahsili yönünde hükmün tesisi gerekirken, yazılı gerekçeyle yasal süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde delil olarak dayanılmayan tanık beyanları nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı … vekilinin (3) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı … ve Vasfiye vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 364,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1.090,76 TL’nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.