Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5043 E. 2020/5561 K. 29.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5043
KARAR NO : 2020/5561
KARAR TARİHİ : 29.09.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, vekil edeninin 137 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliklerinden olduğunu, davalının 2012 yılından itibaren dava konusu taşınmaza haksız olarak müdahalede bulunduğunu, davalıya bu hususta Çerkezköy 1. Noterliğinin 15.08.2012 tarihli ve 13361 yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edildiğini belirterek, davalının dava konusu taşınmazdaki müdahalesinin önlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 600,00 TL ecrimisil bedelinin ihtarname tebliğ tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 21.09.2016 tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda talep miktarını 1.456,67 TL olarak düzeltmiştir.
Davalı vekili, vekil edeninin dava konusu taşınmazı miras yolu ile malik olan annesi … nam ve hesabına kullandığını, ayrıca başka maliklerden icar senedi ile taşınmazı kiraladığını, dava konusu taşınmazda fiili taksim olduğunu, bu taksime göre kendine ayrılan yeri kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, keşifte görülen fiili durum, tanık beyanları ve bilirkişi tespitleri neticesinde taraflar arasında fiili bir taksimin söz konusu olduğunu taşınmazın bölündüğü ve eskiden beri bu şekilde kullanıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından vekalet ücretine hasren temyiz edilmiştir.
Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 137 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 2032258/300363616 hissesinin davacının murisi … adına kayıtlı olduğu, dosya içine yansıyan bilgilere göre davalının kayıttan kaynaklanan bir hakkının olmadığı, taşınmazın tarla niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK’nin) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür. Yani; asıl olan mülkiyet hakkıdır ve malik ile davalı arasında akdi bir ilişki yoksa, malikin dava açma hakkı her zaman için vardır.
Yine, bilindiği üzere, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, dava konusu taşınmazda fiili taksim olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmazda, davalının pay maliki olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Davalı, tapu maliklerinden, Fatma’nın mirasçısı olduğunu ileri sürmekte ise de, Fatma’nın soyad ve baba adının tapu kaydında yazılı olmadığı, davalının murisi olduğunu ispat edecek bir kaydın da dosyada yer almadığı, yine davalının icar senedi ile taşınmazı kiraladığını iddia ettiği kişiyle mirasçıları ve tapu malikleri arasındaki ilişkinin de net olarak ortaya konulamadığı ortadadır. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümünde fiili taksim husususunun değerlendirilmesi hatalı olmuştur. O halde, Mahkemece, yapılması gereken iş, dava konusu taşınmazın paylı mülkiyet esasına göre kayıtlı olduğu, davacının taşınmazın maliklerinden olduğu, davalının kayıttan kaynaklı herhangi bir hakkının mevcut olmadığı gözönüne alınarak, toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde davacının talebi hakkında bir karar vermek olmalıdır. Bu hususlar düşünülmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 29.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.