YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5160
KARAR NO : 2020/5329
KARAR TARİHİ : 23.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Asıl davada davacı … vekili; vekil edeninin 1534, 1551, 1553, 1554, 1557, 1559, 1566 , 438, 494 ve 79 nolu parselde tapuya kayıtlı taşınmazların davalılarla birlikte müştereken maliki olduğunu, davacının pay oranının tüm parsellerde 1/3 olduğunu, tüm bu gayrimenkullerin tamamının davalılar tarafından kullanıldığını, bu kullanıma karşılık vekil edeni davacıya hiçbir ödeme yapılmadığından bahisle ecrimisile hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı … vekili; 1534, 1551, 1553, 1554, 1557, 1559, 1566, 438, 494 nolu parselleri davalıların kullandığından bahisle ecrimisile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan Mehmet cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazlardan diğer davalıların istifade ettiğini bildirmiştir.
Davalılardan Ayşe ve Serhat duruşmadaki beyanlarında; dava konusu tarlaları 2009 yılından beri işlediklerini bildirmiştir.
Mahkemece asıl davanın kabulü ile 102.387,75 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılar … dışındaki davalılardan tahsili ile davacı …’a ödenmesine, davalı …’e yönelik davanın feragat nedeniyle reddine, birleşen davada davanın kısmen kabulü ile 59.867,57 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsili ile davacı …’ye ödenmesine karar verilmiş olup; hüküm, davalılar Ayşe ve Serhat vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl ve birleşen dava ecrimisil istemine ilişkindir.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere; ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır.
Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtayın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve 6100 sayılı HMK’nin 266. vd. maddelerine uygun olmalıdır.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Açıklanan bu ilke ışığında tüm dosya kapsamı incelendiğinde; ziraat bilirkişisi raporunda dava konusu edilen tüm taşınmazların metrekareleri toplanıp bu toplamdan davacının 1/3 payına ulaşılarak dekara verim üzerinden ecrimisil hesaplandığı, yapılan hesaplamanın bu hali ile az yukarda açıklanan ilkemize uygun olmadığı, her parsel için ayrı ayrı hesaplama yapılması ve ilgili yerlerden hesaplamaya esas ürünlerin gelir gider tablolarının getirtilmesi gerektiği gözetilmeden, denetime elverişli olmayan rapora dayanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı, dava konusu edilen taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde 79 nolu parsel haricindeki tüm parsellerin tarla niteliğinde; 79 nolu parselin ise avlulu ev niteliğinde kayıtlı olmasına rağmen ziraat bilirkişisi raporunda 79 nolu parselin de hesaplamaya dahil edildiği; inşaat bilirkişisi raporunda da ecrimisil hesabı yapılırken arsa metrekare kira bedelinden hesaplama yapıldığı, davalıların bu rapora karşı 79 nolu parselde bulunan binanın metruk olup kendileri tarafından kullanılmadığı itirazında bulunduğu, davacı tarafça 79 nolu parsele müdahalenin ne şekilde olduğunun kanıtlanması gerektiği; ancak Mahkemece eksik inceleme ile 79 nolu parsel yönünden de ecrimisilin kabulüne karar verildiği görülmüştür.
HMK’nin 190/1. maddesine göre, “İspat yükü kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” Davacı tanık deliline dayanmış olup, tanık listesi sunması için süre verilmesi, isim ve adresleri bildirilen tanıkların keşif mahallinde dinlendikten sonra, davalıların müdahalesinin var olup olmadığı, var ise ne şekilde olduğunun belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Davalılar Ayşe ve Serhat vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.