YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5416
KARAR NO : 2020/4904
KARAR TARİHİ : 07.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, davacıların …Mah.155/1 Pafta 1823 ada 10 parsel sayılı taşınmazda davalılar ile birlikte elbirliği halinde malik olduklarını, davalıların bu taşınmazı murisin ölümünden beri kullandıkları, bu sebeple 1.000 TL ecrimisilin davalılardan yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava konusu 1 nolu dükkan için ve kirada olan bir daire için toplam 9.676,90 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, diğer davalılardan … ve …’ın oğlunun oturduğu iki daireye ilişkin intifadan men şartı oluşmadığı için bu daireler yönünden ecrimisil talebinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı).
Öte yandan, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1- 120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtayın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi ile TMK’nin 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile dava konusu taşınmazın davalıların kullanımında olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
Somut olayda, dava konusu 1823 ada 10 parsel sayılı taşınmazın tapuda arsa vasfında olup, 232/510 hissesi Musa Ünal, 78/510 hissesi Hasan Ünal, 100/510 hissesi Şerafettin Ünal, 100/510 hissesi Hüsamettin Ünal adlarına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı, adına kayıtlı ve yüzölçümünün 581,82 m2 olduğu sabittir. Dava konusu taşınmazda kat mülkiyeti kurulmamış olup, zemin, üç normal ve çatı katından oluşan bina bulunduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi heyetince dava konusu taşımaz üzerinde bulunan binanın emlak vergi beyannameleri dikkate alınarak 6, 8 ve 10 nolu meskenler ile 1 nolu dükkanın muris Hasan’a ait olduğu kanaat edilmiştir. Yapılan keşifte dairelerin kullanım durumlarına göre bir gözlem bulunmaması ve bu konuda beyanda bulunan tanık ve mahalli bilirkişi bulunmamasına rağmen, bilirkişi heyetince hangi dairenin kimin kullanımında olduğu açıkça belirtilmeksizin bu dairelerin birinde davalı …’ın, bir diğer dairede davalı …’ın oğlunun oturduğu, dükkanın ise kiralandığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Ayrıca, davacı tarafın dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı, davacıya tanık listesi ve adreslerini bildirmek üzere usulüne uygun süre verilmediği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece, yukarıdaki ilkeler uyarınca yerinde yeniden taşınmazın başında yerel, teknik ve uzman bilirkişiler ile davacı tarafından tanık listesi verilmesi halinde tanıklar aracılığıyla keşif yapılarak, davacı tanıkları, hangi bağımsız bölümlerin davacıların miras bırakanları Hasan Ünal a ait olduğu, dairelerin ve dükkanların hangilerinin davalılar tarafından kullanıldığı, hangilerinin kirada oldukları kirada ise ne zamandan beri kirada oldukları, kim tarafından kullanıldığı, kiralanmış ise kira bedeli ve kira bedellerinin kim tarafından tahsil edildiği, davacıların dava konusu parselde davacıların kullanımına müsait bir yer olup olmadığı konusunda dinlenilmeli, davacıların az veya çok kullandığı veya kullanmaya müsait yeri olup olmadığı araştırılmalı; tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanmış ve toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi ve ecrimisil bedelinin ise az yukarıda belirtilen ilke ve usuller çerçevesinde talep dikkate alınarak belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 07/09/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.