YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5571
KARAR NO : 2019/8112
KARAR TARİHİ : 25.09.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Kal
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, komşu parsel maliki olan davalının dava konusu taşınmaz içerisine bina ve restaurant yaptırdığını belirterek davalının el atmasının önlenmesini, taşınmaz üzerindeki yapıların kal’ini talep etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazın tamamı tarafların anneleri Meryem Özdemir adına kayıtlı iken sağlığında çocukları arasında paylaştırdığını, 03.01.2012 tarihinde yapılan parselasyon işlemi sonucunda davalı müvekkilinin 51 parsel sayılı taşınmazın, davacının ise 50 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını, tarafların taşınmazları 19-20 senedir fiilen kullandığını, yapıların 19-20 sene önce müvekkili tarafından yapılmış olduğunu, müvekkilinin kali istenen bu binaları yaparken annesinden kendisine kalacağını düşünerek hareket ettiğini ve temliken tescil talebi bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 25/02/2014 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide beyaz renk ile fırın olarak gösterilen 5.37 m2, C harfi ile gösterilen 124.29 m2, B harfi ile gösterilen 80.76 m2 bölümler yönünden davalının el atmasının önlenmesine, üzerindeki yapıların kal ine, A harfi ile gösterilen 19.15 m2 taban alanlı yapı için 19.15 m2 lik kısmın üzerinde 51 parsel sayılı taşınmaz lehine irtifak hakkı kurulmasına, 574.50 TL irtifak bedelinin davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, el atmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 413. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin değeri ile kali istenen yapıların değeri toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın, dava değeri belirtilmeksizin 24,30 TL harç ödenmek suretiyle açıldığı, 04.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda el atılan yerin arsa değerinin 6.887,10 TL ve kali istenen yapıların değerinin 22.715 TL olduğunun tespit edildiği, ancak el atmanın önlenmesi ve kal yönünden taşınmazın keşfen belirlenen değeri üzerinden harç ikmalinin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Hâl böyle olunca, öncelikle taşınmazın keşfen saptanacak dava değeri üzerinden peşin harcın tamamlanması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacı vekili ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve HUMK’un 440/I. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 25.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.