YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5679
KARAR NO : 2020/5449
KARAR TARİHİ : 28.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Menfi Tespit
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, davalı tarafından davacı aleyhine Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün 2013/6537 Esas sayılı icra dosyasında ecrimisil alacağının tahsili için icra takibi başlatıldığını, bu icra takibinin kesinleştiğini, fakat davacının davalıya borcu olmadığını, bu nedenle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitiyle takibin iptaline, davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalının annesi olduğunu, murisleri …’ın 30.07.2002 tarihinde vefat ettiğini, davaya konu taşınmazların kira gelirlerini davacının aldığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacının Bakırköy 15. İcra Müdürlüğünün 2013/6537 Esas sayılı icra dosyasında borçlu olmadığının tespitine, icra inkar tazminatı talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 706, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237, Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa , fiili kullanma biçimi oluşmamış ise başka deyişle davacının payına karşılık kullandığı ve kullanabileceği bağımsız bölüm yok ise uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ayrıca belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.
Somut olaya gelince; davaya konu 923 ada 3 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmazın 116/146 hissesi ile 922 ada 33 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmazın 14/286 hissesinin tarafların ortak miras bırakanı … adına kayıtlı olduğu, dosya içinde yer alan veraset ilamına göre, …’ın 30.07.2002 tarihinde vefat ettiği, geriye davacı ve davalı ile dava dışı mirasçılarını bıraktığı, keşif sonrası düzenlenen ve hükme esas alınan 24.11.2015 tarihli bilirkişi raporunda, 922 ada 33 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde 6 katlı binanın yer aldığının dava konusunun zemin katta yer alan dükkan olduğunun, 923 ada 3 parselde kayıtlı taşınmazda 5 katlı binanın yer aldığının her katta bir daire olmak üzere 5 daire bulunduğunun, 1 numaralı dairenin boş olup 2, 3 ve 5 numaralı dairelerde kiracı oturduğunun, 4 numaralı dairenin ise davacının kullanımında olduğunun belirtildiği, ecrimisil hesabının 922 ada 33 parselde yer alan zemin kattaki dükkan ve 923 ada 3 parselde yer alan 2,3 ve 5 numaralı daireler için dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık dönem için( 24.07.2008-24.07.2013) davalının hissesine düşen toplam ecrimisilin 15.930.59 TL olarak hesaplandığı, davacı tarafından davaya konu taşınmazlara yaptırdığını beyan ettiği imalat ve tadilatların değerinden davalının hissesine düşen tutarın da 14.557.50 TL olarak hesaplandığı, Mahkemece, davalı hissesine düşen ecrimisil tutarı ile davacı tarafından yapılan masraf tutarı arasındaki farkın 1.373 TL olduğu, bu alacağın anne tarafından oğlu olan davalıya diğer çocuklarına olduğu gibi ödenmiş olduğu değerlendirilerek davanın kabul edildiği, dava konusu taşınmazlardaki yer alan bağımsız bölümlerin boş olup olmadıkları, fiilen nasıl kullanıldıkları, davalı tarafından kullanılabilip kullanılamayacağı hususları etraflıca araştırılmadığı gibi, davalının, davacının tahsil ettiğini iddia ettiği kira ödemeleriyle ilgili kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığı savunması üzerinde de yeterince durulmadığı, delil olarak dayanılan banka hesap hareketlerinin dosyaya getirtilmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; davalının, davacının davaya konu taşınmazlardaki kira bedellerini banka hesabı aracılığıyla elde ettiğine yönelik savunması olduğu ve delil olarak banka kayıtlarına dayandığı anlaşıldığına göre, ilgili banka hesap hareketleri getirtilerek gerekirse bankacı bilirkişiden yardım alınmak suretiyle banka hesap hareketlerinin incelenmesi, yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir soruşturma yapılması, mahallinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının keşif mahallinde yeniden dinlenmesi suretiyle davacı tarafından kullanılan ve kiraya verilen bağımsız bölümler olup olmadığının, çekişmeli yerlerin fiilen nasıl kullanıldığının, boş olup olmadıklarının, boş iseler davalı tarafından kullanılabilip kullanılamayacaklarının, ecrimisil istenen dönemler için, hangi taşınmazın, kim tarafından, hangi dönemlerde kullanıldığının ya da kullanılıp kullanılmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması, kullanım var ise, kullanımın niteliğinin tespiti ile davacı tarafından kiraya verilen bağımsız bölümler olduğunun saptanması halinde ecrimisil talep edilen dönem içinde davalıya herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması var ise bu ödemelerin hesaplamada dikkate alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.