YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5758
KARAR NO : 2020/6201
KARAR TARİHİ : 14.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar vekili; … ili, … ilçesi, … Köyünde bulunan 204 ada 6, 7, 11 parsel, 213 ada, 2 ve 4 parsel, 215 ada 11 parsel, 254 ada 8 parsel, 258 ada 1 parsel, 259 ada 1 parsel, 390 ada 6 parsel, 383 ada 11 parsel ve 392 ada 5 parselin müvekkilleri ile davalıların ortak murisi olan Avni Baltacı adına kayıtlı bulunduğunu, davalıların çay ve fındık tarlası olan taşınmazların tamamından yararlandıklarını ve elde edilen gelirden pay vermediklerini belirterek, müdahalenin meni ve ecrimisil istemine bulunmuştur.
Davalılar; murisin sağlığında söz konusu parselleri taraflar arasında ayırdığını ve kendilerinin de buna göre kullandığını, davacıların da kullandığı yerler olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, keşifte dinlenen mahalli bilirkişi tarafından belirtilen kullanım durumlarına göre bir kısım davacılar ve taşınmazlar yönünden davanın kabulüne, bir kısım davalı ve taşınmazlar yönünden de reddine karar verilmiş, hüküm davacılar ve davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1. T.C. Anayasasının 138 ve 141/3 maddeleri gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları tatmin edemez. (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ye göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
O halde, mahkemece yapılacak iş; taraflarca sunulan tüm deliller ile birlikte talepleri değerlendirmek, sonucuna göre kabul sebebini içeren, tarafları tatmin edici, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona paralel bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nin 297. (Mülga HUMK’un 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır.
Somut olayda; Mahkemece davanın, davacı … yönünden reddine karar verilmiş ancak, kararda mahkemeyi ret kararına götüren gerekçeye yer verilmemiştir. Hal böyle olunca yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde gerekçesiz hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2. Tüm dosya kapsamından; davacılar ve davalıların tanık deliline dayandığı, keşifte bir davacı ve davalı tanıklarının dinlendiği, mahalli bilirkişinin dava konusu parselleri kullanım yönünden vermiş olduğu beyan çerçevesinde ise hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılması gereken, tüm tanıkların iddia ve savunma çerçevesinde dinlenerek değerlendirilmesi ve ortaya çıkan duruma göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacılar ve davalılar vekillerinin temyiz itirazları yukarıda 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 14.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.