YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5801
KARAR NO : 2020/7172
KARAR TARİHİ : 12.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil, Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davalı tarafın ortak murislerinin ölümünden bu yana, müvekkilinin yurtdışında yaşamasını fırsat bilerek dava konusu taşınmazları kullandığını, ayrıca doğrudan gelir desteği aldığını öne sürerek 5.000 TL ecrimisil 500 TL doğrudan gelir desteği olmak üzere toplam 5500 TL’nin ihtarname tarihi olan 20.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, intifadan men şartının gerçekleşmediğini, dava konusu taşınmazlardan 3875 ada 6 parsel sayılı taşınmazın şehir dışında boş arsa olup müvekkilince hiç kullanılmadığını, 19 parselin yerinin dahi bilinmediğini, 310 parselin sadece 2012 yılında bir kere ekildiğini, öncesinde ve sonrasında hiç kullanmadığını, Macarlı köyünde yer alan taşınmazların ise bir yıl ekilip bir yıl nadasa bırakıldığını, hepsinin ekilmeyip 2009, 2011 ve 2013 yıllarında 25-30 dekar arasında miktarına arpa ekildiğini, kısmi kullanımın davacının rızası ile yapıldığını, müvekkilinin payına düşen yerden daha az bir kısmını kullandığını, doğrudan gelir desteğinin ise toprağı işleyene bağış niteliğinde olup davacının yararlanmasının mümkün olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların taraflara kök muris …’tan intikal ettiği, taraflar arasında elbirliği mülkiyeti bulunduğu, her ne kadar davacı yan, iadeli taahhütlü mektup ile ihtarname göndermiş ise de, ihtarnamenin davalının kızına tebliğ edildiği, tebligatın üstünde kızının davalıyla aynı yerde ikamet edip etmediği, ayırtım gücüne sahip olup olmadığı yazmadığı için davalıya gönderilen tebligatın usulsüz olduğu,intifadan men koşulunun davadan önce gerçekleşmediği, tebligatın geçerli olduğu kabul edilse dahi, davacının payına karşılık gelen kısımları ekip biçtiği, davalının fiilen tarımsal üretimde bulunduğu için destek payını almaya hak kazandığı, davacının dava konusu taşınmazlarda herhangi bir tarımsal üretim faaliyeti bulunmadığı, bu nedenle davalının aldığı yardımdan hak iddia edemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arasında ecrimisil ve alacak istemine ilişkindir.
1.Davacı vekilinin alacak istemine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Davacı vekilinin ecrimisil istemine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ecrimisil ise, kötüniyetli şagilin malike ödemekle yükümlü olduğu tazminat olup en azı kira geliri en çoğu ise tam gelir yoksunluğudur.
Kural olarak, intifadan men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğini davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (iş yeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkâr etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali ve davaya konu taşınmazın kamu malı olması halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 günlü ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)
Belirtilmesi gereken diğer bir husus ise, TMK’nin 6. maddesi uyarıca iddia sahibinin iddiasını ispat ile yükümlü olup, ecrimisil isteğine ilişkin davalarda da, öncelikle davacının işgalin varlığını, süresini ve işgalli alanın miktarını kanıtlaması gerektiği, diğer bir anlatımla Mahkeme tarafından kabul kararı verilebilmesi için, dava konusu taşınmazların, davalıların kullanımında olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde ispat edilmesi gerektiğidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkeme her ne kadar intifadan men koşulunun gerçekleşmediği ve davacının payına karşılık gelen taşınmaz kısımlarını kullandığı kabul edilmiş ise de, dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; arsa, kıraç arazi vs. niteliğindeki çekişmeli taşınmazlardan 290 parsel sayılı taşınmazın tümünün diğer sekiz parça taşınmazın ise bir kısım paylarının tarafların ortak murisi adına kayıtlı olduğu, davacı vekili tarafından 20.02.2013 tarihinde haricen düzenlenen ihtarname ile, dava konusu taşınmazların kullanımına bundan sonra rıza gösterilmediğinin, taşınmazları kullanmaktan men edildiğinin, ihtarnemenin tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL ecrimisilin ödenmemesi halinde dava açılacağının ihtar edildiği, anılan ihtarnamenin PTT vasıtası ile 06.03.2013 tarihinde davalının kızına tebliğ edildiği, davalı tarafça tebligat usulsüzlüğünün öne sürülmediği, davalının bir kısım taşınmazları kullanmadığını, bir kısmında ise payı oranında tasarrufta bulunduğunu iddia ettiği, Mahkemece tarafların bildirdiği tanıkların duruşma esnasında dinlenerek sonuca gidildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacı tarafından keşide edilen ihtarnamenin dava tarihinden önce davalıya tebliğ edildiği, bu suretle intifadan men koşulunun gerçekleşmiş olduğunun kabulü ile taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK’nin 243 ve 244 madde (HUMK’un 258 ve 259. maddeleri) hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmak suretiyle mümkün olduğunca her taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenmesi, dava konusu taşınmazların davalının kullanımında olup-olmadığı, davacının kullanabileceği/kullanmaya elverişli yerler olup olmadığı, bu yerlerin tespiti halinde, ne amaçla boş bırakıldığının ve davacının kullanımına hazır vaziyette olup-olmadığı hususlarının tespit edilmesi, sonrasında ise bu hususların dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.