YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6524
KARAR NO : 2019/10230
KARAR TARİHİ : 12.11.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılardan … vd. vekili ile davalılardan Selahattin Korkmaz vd. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, dava konusu 134, 155, 156, 213, 296 ve 685 parsel sayılı taşınmazlarda müvekkillerinin miras bırakanı …’nun paydaş olduğunu, müvekkilleri tarafından ecrimisil talebiyle davalılar aleyhine daha önce ikame edilmiş olan … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/543 Esas, 2005/341 Karar sayılı dava dosyasına ibraz edilen 11.10.2005 tarihli fen bilirkişisi raporuna göre; 134 parselin 1802 m2’lik fındıklık alanının 1215 m2’lik kısmının … oğlu … ve 587 m2’lik kısmının ise … oğlu … tarafından, 155 parselin 9630 m2’lik fındıklık alanının davalılar … oğulları …, … … ve … tarafından, 156 parselin tamamının fındıklık olup … oğlu … tarafından, 213 parselin … oğlu … ve … oğlu … tarafından, 296 parselin 7625 m2’lik kısmının … oğlu … ve 7350 m2’lik kısmının ise … oğulları …, S… ve … tarafından, 685 parselin 300 m2’lik kısmının … oğlu Zeki ve dava dışı …, 2015 m2’lik kısmının ise … oğlu … tarafından kullanıldığını, davalılar tarafından tasarruf edilmekte olan ve toplanan fındık bedellerine ilişkin müvekkillerine hiç bir ödeme de yapılmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkiller murisi …’na düşen ecrimisil bedeli olarak 6.000 TL’nin tahakkuk ettiği her yılın 30 Eylül tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 21/04/2014 tarihli ıslah talepli dilekçesi ile 6.000 TL olan dava değerlerini 13.342,27 TL olarak ıslah etmişlerdir.
Davalılardan … ve … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan …, …, …, …, … vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılardan … vd vekili ve davalılardan … vd vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arası ecrimisil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazların davacıların miras bırakanı … kızı …, davalılar ve dava dışı …adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun taleple bağlılık ilkesini düzenleyen 26. maddesi; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” şeklindedir.
Somut olayda, davacılar vekili, hem dava dilekçesi hem de ıslah dilekçesinde hangi parseli hangi davalı ve/veya davalılara özgülediğini ve hangi davalıdan ne kadar ecrimisil bedeli talep ettiğini ayrıntılı şekilde belirtmiş olmasına rağmen mahkemece, dava dilekçesinde “müştereken ve müteselsilen” istemi bulunmadığı halde bu yönde karar verildiği gibi tüm davalıların her parsel yönünden sorumlu tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu şekilde dava dilekçesinin bu yönleri dikkate alınmadan hüküm tesis edildiği görülmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, davaya konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Açıklanan hukuki olgular ışığı altında somut olaya gelince; Mahkemece, hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki; çekişmeye konu taşınmazlardan 134, 213 ve 685 parsel sayılı taşınmazların tapu sicil kaydında vasıfları tarla yazılı olduğu halde, ziraat bilirkişisinin bu taşınmazların bir bölümünün fındıklık olduğunu belirlediği ve aşamalarda bir kısım davalıların taşınmazları kendilerinin fındıklık haline getirdiklerini savunulduğu halde, davalıların bu savunmaları üzerinde durulmadığı, fındıklık olarak kullanılan parsellerin davalılarca fındıklık haline getirilip getirilmediği hususunda mahalli bilirkişiler ile tanıkların etraflıca beyanlarının alınmadığı, yine davalıların savunmalarında; davacıların paylarına karşılık taşınmazlarda tasarruf edilecek kısımlar bıraktıklarını iddia ettikleri ve fen bilirkişi raporunda kırmızı ile taralı alanlar gösterildiği halde bu kısımların gerçekten de davacıların kullanımına terkedilip terkedilmediği, terk edilmiş ise çekişmesiz olarak kullanıma elverişli olup olmadıkları hususları üzerinde de durulmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının da dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık, değerlendirmenin gerekçeleri bilimsel verilere ve HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olmalıdır.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlar getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Hâl böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri tüm delillerin toplanması, yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak davacının payına karşılık 134, 155, 156, 213, 296 ve 685 nolu parsellerde kullandığı veya kullanabileceği yer bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanması, bu şekilde fen bilirkişi raporunda kırmızı ile taralı olarak gösterilen kısımların gerçekten davacıların kullanımına terkedilip terkedilmediği, terk edilmiş ise çekişmesiz olarak kullanıma elverişli olup olmadıklarının belirlenmesi, 134, 213 ve 685 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan fındık ağaçlarının davalılar tarafından ekilip ekilmediği araştırılarak davalı ve/veya davalılar tarafından ekildiğinin tespiti halinde (koşullar oluşmuş ise) ecrimisil hesaplamasında “Tarla” niteliğinin dikkate alınması, davacıların payına karşılık çekişmesiz olarak kullandıkları veya kullanabilecekleri bir yerin olmaması halinde ise dava dilekçesi ve ıslah dilekçesindeki taleplerle bağlı kalınarak yukarıda ifade edilen ilkeler doğrultusunda ecrimisil yönünden hesaplama yapılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Davalılardan … vd vekili ile davalılardan … vd vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 12.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi