YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6692
KARAR NO : 2020/6551
KARAR TARİHİ : 22.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl dava yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün asıl ve birleşen davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili asıl davaya yönelik dava dilekçesinde, vekil edeninin 18399/43914 hissesinin maliki olduğu 380 ada 29 parsel sayılı taşınmazın 838,55 m2’lik kısmının davalılar tarafından ikametgah olarak kullanılmak üzere işgal edildiğini, davalıya haksız işgal nedeniyle gönderilen ecrimisil ödeme ihbarnamesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını açıklayarak 01.05.2008 – 30.04.2013 tarihleri arası süreyi kapsamak ve fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 19.112,00 TL ecrimisilin işgalin başlangıç tarihinden itibaren kademeli yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar kendilerine usulüne uygun tebligatlara rağmen cevap dilekçesi sunmamışlardır.
Birleşen İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/260 Esas, 2015/354 Karar sayılı dosyasında ise davacı vekili asıl dava dosyasındaki anılan taşınmaz ile ilgili olarak ve aynı davalıların aynı biçimde haksız işgal olgusu nedeniyle 01.05.2013 – 30.06.2015 tarihleri arası süreyi kapsamak ve fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 11.800,00 TL ecrimisil bedelinin işgalin başlangıcından itibaren kademeli faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar kendilerine usulüne uygun tebligatlara rağmen birleşen davaya yönelik cevap dilekçesi sunmamışlardır.
Mahkemece birleşen dava dosyasındaki görülmekte olan dava ile bu davadan önce açılan asıl dava arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle 01.12.2015 tarihinde mahkemelerinde açılan davanın asıl davanın görüldüğü mahkeme dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece dava, davacı idarenin ve davalıların murisinin hisselerinin bulunduğu taşınmaza haksız müdahalede bulunulduğu iddiasına dayalı ecrimisil davası olarak nitelendirilerek, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davaya konu taşınmazda davalıların murisinin 200/43914, davacı idarenin ise 18399/43914 hissesinin bulunduğu, davalıların davaya konu taşınmazda 459,50 m²’lik kısmı bina ve bahçe olarak kullandıkları, hisselerinden fazla kullandıkları alanın 209,73 m² olduğunun anlaşılmış olduğu ve bu kısım için bilirkişilerce hesaplanan ecrimisil bedelinin davalılardan tahsiline ilişkin talebin yerinde görüldüğü…” gerekçesiyle davanın kısmın kabulüne ve 01.05.2008 ile 30.04.2013 tarihleri arasındaki dönem için 6.753,16 TL ecrimisil bedelinin ait olduğu dönem sonu itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmesi üzerine; hüküm, asıl ve birleşen davanın davacısı vekili ile asıl ve birleşen davanın davalıları vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Asıl dava ve birleşen davanın her ikisi ecrimisil isteklerine dayanmaktadır
HMK’nin 297/2. maddesi, “Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir ” hükmünü içermektedir.
Hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, kararında taleplerin her biri hakkında verilen hükmü göstermesi gerekir (HMK mad. 26; 297/2).
Somut olayda; Birleşen davada davacı tarafça davalıların dava konusu taşınmazdaki haksız işgalleri nedeniyle 01.05.2013 – 30.06.2015 arası süreyi kapsamak üzere ve fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 11.800,00 TL ecrimisilin işgalin başlangıcından itibaren kademeli faiziyle birlikte davalılardan tahsili suretiyle talepte bulunulduğu halde mahkemece yalnızca asıl dava hakkında hüküm tesis edilerek anılan birleşen davadaki talep hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir bir karar verilmemiş olması 6100 sayılı HMK’nin az yukarıda açıklanan ilkelerine aykırı olup, hükmün bu yönüyle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davanın davacısı vekili ile asıl ve birleşen davanın davalıları vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 22.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.