YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6717
KARAR NO : 2020/6895
KARAR TARİHİ : 09.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, kendisi ile davalının ortak murisleri olan …’dan gelen taşınmazlarda hissedar olduklarını, dava dışı diğer kız kardeşler ile erkek kardeşlerin kendi paylarına düşen miktarı kullanmasına rağmen müvekkilinin kendi payını kullanmadığı ve ancak bu yerlerin davalı tarafından kullandığını belirterek paya vaki elatmanın önlenmesi ile geriye doğru 5 yıllık ecrimisil talep etmiştir.
Davalı vekili, tarafların bir araya gelerek rızai taksim yaptıklarını, davacının da kendisine düşen hisselere karşılık elinde bulundurduğu tarlayı kiraya verdiğini ve müvekkilinin iyi niyetli olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı asil tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasına ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, taraf tanıklarının ifadelerine göre dava konusu taşınamazlar dahil mirasçılar arasında geçersiz olmakla birlikte parsel bazında kullanım taksiminin yapıldığına, 102 ada 18 parselinde bu suretle kız kardeşlere verildiğine, sonraki yıllarda oluşan anlaşma sonucu davacının dava konusu taşınmazlardan da hissesine yönelik talepte bulunduğuna, davacının nizalı taşınmazlara yönelik intifadan men’i kanıtlayamadığının anlaşılmasına ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, aşağıdaki bent kapsamı dışındaki (ecrimisil ve 102 ada 18 parsele yönelik elatmanın önlenmesine yönelik) sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacının (183 ada 14, 15, 17 ve 18 parsel ile 184 ada 1 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin) elatmanın önlenmesi temyiz itirazlarının inlenmesinde,
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu 183 ada 14, 15, 17 ve 18 parsel ile 184 ada 1 parsel sayılı taşınmazların davacı, davalı ve dava dışı kişiler adına paylı şekilde tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.), Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ayrıca; miras yoluyla intikal eden taşınmazların kullanım tarzlarının parsel bazında belirlenmesi mirasçılar arasında birbirlerine karşı açılacak davalarda TMK’nin paylı mülkiyet hükümlerine aykırılık teşkil edeceği tartışmasızdır. Bir başka ifade ile her bir parsel bakımından tüm paydaşların veya hissedarların aynı taşınmaz içerisinde benimsenen kullanım durumuna hukuken değer verilmesi, bunun dışındaki bir kullanıma itibar edilmemesi gerekmektedir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazların davacı, davalı ve dava dışı bir çok paydaş adına kayıtlı olduğu sabittir. Paydaşlar arasında hukuken geçerli bir fiili ya da harici taksimden söz edilebilmesi için her bir taşınmazın ayrı ayrı tüm paydaşlar arasında paylaşılması gerektiği, parsel bazında kullanım durumlarının belirlenmesinin TMK’nin 688. ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerine uygun düşmeyeceği ilkeleri gözönünde tutulduğunda, dava konusu parseller bakımından tüm paydaşları bağlayıcı bir taksimden söz edilemeyeceği açıktır. Bu şekli ile davalının geçersiz taksim ile taşınmazları kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece kanunun aradığı anlamda geçerli bir taksimden söz edilemeyeceğine göre, davalının davacının payına vaki müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi gerekmekte iken (geçersiz taksime değer verilmek suretiyle) yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı asillin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün bu yönden 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı asilin sair temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.