Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/6721 E. 2020/7308 K. 17.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6721
KARAR NO : 2020/7308
KARAR TARİHİ : 17.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Ve Elatmanın Önlenmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davalı şirket hakkında 2123 ada 402, 2109 ada 290 ve 2109 ada 360 parsel sayılı taşınmazdaki iş yerleri için açılan men’i müdahale davasının kabulüne, davalı şirketin bu parsellerdeki iş yerlerine müdahalesinin önlenmesine, 2730 ada 450 parsel hakkındaki müdahalenin önlenmesi davasının reddine, davalılar … ve … hakkında açılan (2730 ada 450 parsel dışındaki taşınmazlar için) ecrimisil davasının kabulüne, toplam 28.008,33 TL ecrimisilin dava tarihinde itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, vekil edeni ile davalılardan şirket hariç diğer davalıların paydaş olduğu 2123 ada 402 parselde bulunan 3,4,5 ve 7 nolu daireler ile 2571 ada 10 parselde bulunan 2 ve 4 nolu dairelerin kira bedellerinin (murisin ölümünden) 10.08.2011 tarihinden 29.02.2012 tarihine kadar davalılar … ve … tarafından tahsil edildiğini, 2123 ada 402 parselde bulunan bodrum kat, giriş kat, asma kat ve 1. kattaki 2 adet daireden oluşan iş yerleri ile 2109 ada 290, 360 ve 2730 ada 450 parsel üzerindeki iş yerlerinin de murisin vefatından bugüne kadar davalılar tarafından kullanıldığını belirterek 2123 ada 402 parselde bulunan 3,4,5 ve 7 nolu daireler ile 2571 ada 10 parselde bulunan 2 ve 4 nolu dairelerin 10.08.2011 tarihinden, 29.02.2012 tarihine kadar (fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile) 500,00 TL ecrimisil bedelinin davalılar … ve … …’dan tahsilini, 2123 ada 402, 2109 ada 290, 360 ile 2730 ada 450 nolu parseller üzerindeki iş yerlerine yönelik 10.08.2011 tarihinden dava tarihine kadar (fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile) 1.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalılardan tahsilini ve davalı şirketin 2123 ada 402 , 2109 ada 290 ,360 ile 2730 ada 450 nolu parseller üzerindeki iş yerlerine yönelik haksız elatmasının önlenmesini talep etmiştir.
Yargılama aşamasında davacı vekili, ecrimisil talebini ıslah dilekçesi ile 28.003,33 TL’ye yükseltmiş, 2730 ada 450 parsele yönelik ecrimisil talebinden de feragat etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı şirket hakkında 2123 ada 402 parsel, 2109 ada 290 ve 360 parsel sayılı taşınmazlardaki iş yerleri için açılan meni müdahale davasının kabulüne, davalı şirketin bu parsellerdeki iş yerlerine müdahalesinin önlenmesine, 2730 ada 450 Parsel ile ilgili ecrimisil davasının feragat nedeniyle reddine, davalı şirket hakkında açılan 2730 ada 450 parsel hakkındaki müdahalenin önlenmesi davasının reddine, davalılar … ve … hakkında açılan ( 2730 ada 450 parsel dışındaki taşınmazlar için ) ecrimisil davasının kabulüne, toplam 28.008,33 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazda taraflar elbirliği ile maliktir. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil ve/veya elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanılabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil ve/veya elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 günlü ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi ile TMK’nin 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile dava konusu taşınmazın davalıların kullanımında olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
Somut olayda, dava konusu 2123 ada 402, 2109 ada 290 ve 360, 2730 ada 450 ile 2571 ada 10 parsel sayılı taşınmazlar tapuda arsa vasfında olup, ( 2571 ada 10 parsel hariç diğerlerinin) davacı, ( şirket hariç) davalılar ile dava dışı paydaşlar adına elbirliği şeklinde kayıtlı olduğu, 2571 ada 10 parselin ise, davacı, (şirket hariç) davalılar, dava dışı muris … … mirasçıları paydaşlar ile mirasçı olmayan bir kısım kişiler adına kayıtlı bulunduğu sabittir. Dava konusu taşınmazlarda kat mülkiyeti kurulmamış olup, üzerlerinde bina ( daireler) veya iş yerleri olduğu tespit edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki, dava konusu taşınmaz üzerinde tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı araştırılmadığı gibi, dava konusu taşınmazların teker teker kim ve/veya kimlerin kullanımında olduğu, nitelikleri, tasarruf şekilleri, kiraya verilip verilmedikleri, verilmeleri halinde kim ve/veya kimler tarafından kiraya verildiği, kira dönemi ve kira bedellerinin kim ve/veya kimler tarafından tahsil edildiği, üzerinde kat mülkiyeti olmayan taşınmazların her birinde davacının kullandığı bir yer olup olmadığı veya kullanımına elverişli bir kısım veya bölümün bulunup bulunmadığı var ise bu yerlerin kullanımına davalılar tarafından engel olunup olunulmadığı tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmediği gibi taşınmazın kullanımı konusundaki tanık beyanları da hüküm kurmaya yeterli değildir. Ayrıca dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak her türlü delille ispatı mümkün olan intifadan men olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği (her bir taşınmaz yönünden ayrı ayrı) yeterince araştırılmamıştır
O halde, mahkemece yapılacak iş, yerinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının HMK’nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, az yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen ilkeler ışığında, öncelikle dava konusu taşınmazlar üzerinde tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı araştırılması, varsa çekişmeli yerlerin kimin kullanımına terk edildiğinin, yoksa, her bir taşınmaz ( ve üzerinde bulunan bina veya iş yerleri) yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmak suretiyle (mahkeme gözlemi de yazılarak) taşınmazlar üzerinde bulunan dairelerin ve dükkanların hangilerinin davalılar tarafından kullanıldığı, hangilerinin kirada oldukları, kirada ise ne zamandan beri kirada oldukları, kim tarafından kullanıldığı, kiralanmış ise kira bedeli ve kira bedellerinin kim tarafından tahsil edildiği, davacının (kat mülkiyeti kurulmayan) olmayan taşınmazların her birinde payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanmalarına uygun bir yer olup olmadığı, var ise bu yer ve/veya yerlerin kullanımına davalılar tarafından engel olunup olunulmadığı hususlarının taraf tanıklarından ayrıntılı olarak sorulması bu şekli ile davalıların kullanım durumunun (ecrimisil talep edilen dönem itibariyle) tereddüte mahal bırakılmayacak biçimde tespit edilmesi, taraf tanıklarının beyanları arasında çelişki bulunduğunda 6100 sayılı HMK’nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, bundan sonra tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilmesi, (şartların varlığı halinde) davacının talepleri de dikkate alınarak taşınmazların kullanım durumuna göre intifadan men koşuluna gerek olup olmadığı da belirlendikten sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanmış ve/veya toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm bu husular düşünülmeden eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 17.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.