YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6791
KARAR NO : 2020/7263
KARAR TARİHİ : 16.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, davaya konu 1180 parselde kayıtlı taşınmazın davacıya teslim tarihi olan 01.02.2012 tarihinden geriye doğru fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL ecrimisilin dönem sonu faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, 19.02.2016 tarihinde talebini 61.228,31 TL olarak artırmıştır.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 61.228,31 TL ecrimisilin ait oldukları dönem sonu faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasındaki ecrimisil istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237, Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa, fiili kullanma biçimi oluşmamış ise başka deyişle davacının payına karşılık kullandığı ve kullanabileceği bağımsız bölüm yok ise uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Ayrıca belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (iş yeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir.
Somut olayda; davaya konu 1180 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmazın davalının annesi ve babası adına 1/2’şer hisseli olarak kayıtlıyken, davalının babasının vefatıyla 1/2 hissenin davalı ve davalının annesine intikal ettiği, davalının annesinin 06.05.2003 tarihinde adına kayıtlı 2/8 hisseyi davacıya devrettiği, davaya konu taşınmaz üzerinde zemin+asma kat+bodrum kat ve 4 normal kattan oluşan bina bulunduğu, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda kat karşılığı inşaat sözleşmesinden sonra davalıya blok girişine göre sağ taraftaki 21/B kapı nolu bodrum katı, zemin ve asma kattaki dükkan ile üç adet meskenin verildiği, buna göre üç adet mesken ve bir adet dükkan için dava tarihinden geriye doğru beş yıllık dönemin başlangıcı olan 27.09.2008 tarihinden davacının talebi doğrultusunda 01.02.2012 tarihine kadar olan dönem için ecrimisil hesabı yapıldığı, davacının ecrimisil talep ettiği dönemde payına karşılık kullanabileceği bağımsız bölüm olup olmadığının yeterince araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir soruşturma yapılması, mahallinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının keşif mahallinde yeniden dinlenmesi suretiyle ecrimisil talep edilen dönemde çekişmeli yerlerin fiilen nasıl kullanıldığının, boş olup olmadıklarının, boş iseler davacı tarafından kullanılabilip kullanılamayacaklarının, ecrimisil istenen dönemler için, hangi taşınmazın, kim tarafından, hangi dönemlerde kullanıldığının ya da kullanılıp kullanılmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması, kullanım var ise, kullanımın niteliğinin tespiti ile sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine
16.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.