Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/1697 E. 2020/3439 K. 15.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1697
KARAR NO : 2020/3439
KARAR TARİHİ : 15.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi (Paylı Mülkiyete Paydaşlar Arasında)

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, 550 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissesinin maliki olduğunu, diğer 1/2 hissenin ise davalı …’a ait olduğunu, müvekkilinin bu taşınmazı davalı kardeşi ile birlikte 1980 yılında satın aldığını, kendi aralarında yaptıkları taksim sonucu 12 dekarlık alanın davacıya, 8 dekarlık alanın ise davalıya düştüğünü, davalının davacının hissesine ark açmak ve ekip biçmek suretiyle tecavüz ettiğini, dava konusu taşınmaz üzerinde yapılan tecavüzün men’ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazı satın aldıklarında fiili taksim yaptıklarını, sınırları belirlediklerini, 35 yıldır taşınmazı bu şekilde kullandıklarını, davacının kendisine düşen yeri kullanmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Dava, elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, dava konusu talebin paylı mülkiyete konu taşınmazın paydaşlardan birinin payına düşen hissesine yapılan tecavüzün kullanamamasından kaynaklandığı, davacının taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; davacının el atmasının önlenmesine karar verilmesini talep ettiği parselde davalı … ile birlikte paydaştır. Davacı paylı mülkiyet konusu 550 parsel sayılı taşınmazda davalı ile taksim yaptıklarını, taksimde kendisine düşen kısma müdahalenin önlenmesi isteğinde bulunduğu, davalı taraf da cevabında davacı diğer paydaşla taksim yaptıklarını, 35 yıldan bu taksime istinaden taşınmazı kullandıklarını, taksimde davacının düşen kısma müdahelesinin olmadığını belirterek davanın reddini savunduğuna göre, taşınmazın aynına ilişkin itilafla ilgili bilirkişi katılımıyla keşif yapıp, tanıkları dinlemeli, iddia edilen taksim olgusu üzerinde durulmalı, taksim edilen kısma davalının müdahelesinin bulunup bulunmadığının keşfen ve tanık beyanları ile kesin olarak belirlendikten sonra karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 15.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.