YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/177
KARAR NO : 2020/1588
KARAR TARİHİ : 19.02.2020
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Galle Fazlasına Müstehak Vakıf Evladı Tespiti İstemli
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.10.2017 tarihli ve 2015/135 E., 2017/355 K. sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş olup, Mahkeme hükmüne karşı davalı … Genel Müdürlüğü vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (4.) Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, bu kez taraf vekillerince Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde, davacıların … Vakfı’nın galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiş; Mahkemece, davanın kabulü ile davacıların vakfın gelir fazlasına müstehak evlatlarından olduklarının tespitine karar verilmiştir.
Davanın kabulüne dair verilen kararın davalı … Genel Müdürlüğü vekili tarafından istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi üzerine davacılar vekili ile davalı … Genel Müdürlüğü vekilince istinaf isteminin esastan red kararı temyiz edilmiştir.
Dava, vakfın gelir fazlasından faydalanma amacına yönelik galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
1. Davalı … Genel Müdürlüğü vekilinin temyizi yönünden;
5737 sayılı … Yasası’nın 3. maddesine göre mazbut …, bu kanun uyarınca Genel Müdürlükçe (… Genel Müdürlüğü) yönetilecek ve temsil edilecek … ile Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı … Kanunu gereğince … Genel Müdürlüğünce yönetilen … olarak tanımlanmıştır.
… Kanunu ve … Yönetmeliğine göre, galle fazlası evlada şart kılınan mazbut ve mülhak vakıflarda vakfedenin soyundan gelen ve bu nedenle vakfın gelirinden (gallesinden) yararlanma hakkına sahip olan kişiler için öncelikle dava açılması ve bu haklarının dava ile tespit edilmesi aranmıştır. Uygulamada bu dava, vakıflarda evladiye davaları, vakıf evladı ya da galleye müstehak evlat olduğunun tespiti davası şeklinde isimlendirilmiştir. Belirtmek gerekir ki vakıf evladı kavramı daha çok, vakfedenin çocukları ya da alt soyundan gelenler için kullanılan bir kavram olup, vakfedenin akrabaları ya da vakıftan yararlanan ismi ile belirtilmiş kişileri kapsamamaktadır.
Vakfın geliri üzerinde hak sahibi olduğuna ilişkin davayı, vakfiye uyarınca galleden yararlanma hakkı olan, yani vakfeden ile soy bağı olan ya da soy bağı olmasa bile galleden kendisine pay özgülenen diğer kişiler açabilir.
Galle fazlası evlada şart kılınan vakıflarda galle fazlasının alınabilmesi için açılan davada öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacılar ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde galle fazlası için öngörülen şartların somut olayda davacılar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır.
Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir.
Vakfiyeler, vakıf davalarında birinci derecede delil olup (Akgündüz, Ahmet; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, 1996, Sh. 428), kadimden beri uygulandığı bilinmedikçe vakıf davalarında yazılı delil olarak kullanılamazlar. (Mecelle md.1739) Vakfiyelerin uygulanma şartı, bunların ifade ettikleri maddelerin sabit ve meşhur olmasıdır.
Veled kelimesinin çoğulu olan “evlad” ifadesi veled tabirinden farkı bulunan bir ifadedir. Evlad tabiri Türkçe’de tekil olarak kullanılır. Bu sebeple de “evlad” lafzı bir defa zikredilirse, sadece vâkıfın çocukları anlaşılmalıdır. (Akgündüz, Ahmet; sh.275) “Evlad” lafzı iki defa zikredildiğinde yani vâkıf, “evladı ve evlad-ı evladım” (çocuklarıma ve çocuklarımın çocuklarına) dediğinde, “veledime ve veledimin veledine” tabirinden farklı olarak, bu ifade bütün batınları içine alacaktır. Yani evlat kelimesi iki defa zikredilirse bütün çocukları kapsayacaktır. (Sungurbey, İsmet/Karinabadizâde, Ömer Hilmi; Eski Vakıfların Temel Kitabı, İstanbul 1978, sh 53-54; Ömer Hilmi Karinabadizade, Ahkamül Evkaf, Mesele 14; Ali Haydar, Tertibüs-Sunûf Fi Ahkâmil-Vukûf, Dersaadet 1337/1340, md. 644; Mardin, Ebül-Ulâ, Ahkâm-ı Evkaf, 1339-1340 Dersyılı Takrirleri, İstanbul,153.)
Evlâd lâfzı bir def’a zikr olundukda evlâd-ı sulbiyyeye mahmûldür. Binâenaleyh ahfâda (torunlar) şâmil olmaz (kapsamaz).
Meselâ vâkıf, somut olayda olduğu üzere- vakfımın gallesini evlâdıma şart eyledim deyü evlâd lâfzını bir def’a zikr idüb tekrâr itmese meşrûtünleh yalnız vâkıfın evlâd-ı sulbiyyesine mahsûs olub ahfâda şâmil olmaz. (Sungurbey, İsmet/Karinabadizâde, Ömer Hilmi; Eski Vakıfların Temel Kitabı, İstanbul 1978, sh 53-54; Ömer Hilmi Karinabadizade, Ahkamül Evkaf, Mesele 140 )
Yukarıda eski vakıflarla ilgili yapılan genel açıklamalar doğrultusunda somut olay değerledirildiğinde, dava konusu vakfın … Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer almadığı, ancak vakıf adına tapu kaydı ve vakfın vakfiyesinin mevcut olduğu, vakfın kaydının olmaması sebebi ile vakıf evladı ile tevliyete dair herhangi bir kaydın olmadığı, hükme esas alınan alınan bilirkişi raporunda davacılar ile vakfeden arasındaki soybağı üzerinde durulduğu, buna göre davacılar ile vakfeden arasında nüfus kayıtları ve nüfus kayıtlarını tamamlayan veraset ilamı ile bağ kurulmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak raporda galle fazlasına dair vakfiyede yer alan şartlar irdelenip herhangi bir değerlendirilme yapılmadığı tespit edilmiştir.
Yeri gelmişken mevzuatımızda yer alan bilirkişilik müessesi üzerinde kısaca durmak gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266.madde gereği, çözümü hâkim tarafından bilinemeyen (hukuk dışında) özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulur. Bilirkişilik özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği için, herkes bilirkişi olamaz ve bu nedenle kimse bilirkişiliği kabul etmeye zorlanamaz. Yani tanıklık gibi bilirkişilik de yapmak istisnalar dışında mecburi değildir.
Hakim; bilirkişi görevlendirirken rapor alınacak konuda (somut olayda vakıf hukuku alanında uzman) özel ve teknik bilgi sahibi olan uzman kişiler arasından seçim yapılmasına özen göstermek, bilirkişinin oy ve görüşü (raporu) hâkimi bağlamadığından bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmek, sunulan bilirkişi raporunun dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle örtüşüp örtüşmediğini denetlemek, gerektiğinde ek rapor veya alanında uzman başka bir bilirkişiden rapor alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermelidir.
Somut olayda bilirkişinin yapması gereken; vakfeden ile usulüne uygun soybağı kurulan davacılar yönünden vakfiyede galle fazlası için öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediği yani galle fazlası almaya müstehak olup olmadıkları hususunda görüş bildirmekten ibarettir.
Mahkemece; dava konusu … Vakfı’na ait 19 Rebiülahir 1277 H./ 4 Kasım 1860 M. tarihli vakfiyede galle fazlasına dair; “…fazla zuhur eder ise seneteyni merkumeteynin hitamında akıbı muhasebede marifeti şeri ile fazlayı merkumenin nısfı vazifeyi tevliyet olmak üzere vakfı mezkuruma mütevelli bulunan zata ita ve nısfı aharı dahi ğayri ez mütevelli bilâ tertip mevcut bulunan evladı vakıfa zükuren ve inasen alesseviye tevzi ve taksim oluna…” şeklinde şart ile devam eden sayfada tevliyet için öngörülen; “ervaha teslim eylediğimden sonra tevliyeti mezkureye halileyi muhteremem … hanım madem labiseyi libası hayat oldukca vakfı mezkuruma vazifei mersumesile mütevelliye ve mutasarrıfa olup şurutu mezkureyi temamile icra eyleye aldahi irtihali darı baka ettikte evladım ve evladı evladım ve evladı evladı evladımın zükuren ve inasen sinnen ekberi mütevelli olup vazifeyi mezkureye mutasarrıf ola ve sinnen ekber bulunup vakfı mezkuruma mütevelli olan umuru vakfı mezkurumu ruyet ve idareye muktedir olmadığı halde mevcut bulunan evlattan erşet ve aslah ve umuru vakfa alemi vakfı mezkuruma kaimmekamı mütevelli olup şurutu mezkure ve hidematı merkumeyi layıkile ruyet ve idare edup mukabelesinde mütevellii vakfın müstehik olduğu vazifesinden senevi yüzyirmi kuruş ita oluna neuzübillah zin ğadabilfeyyaz evladı vâkıf külliyen münkarız olup vakfa fütur ve alameti kusur terettüp edup şeraiti mezkureye bilkülliye riayet müteazzir olur ise vakfı salifülbeyan mutlaka fukarayı ehli iman ola deyu…” şeklindeki şartların birlikte değerlendirilmesi ve davacıların vakfiye gereği galle almaya müstehak olup olmadıkları hususunda eski vakıf hukuku alanında uzman bilirkişiden denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporuna göre davacıların galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduklarının tespitine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2. Davacılar vekilinin temyizi yönünden;
5737 … Kanunu’nun 76. maddesi (2762 sayılı … Kanunu’nun 40. maddesi) gereğince, galleye müstehak vakıf evladı olduğunun tespitine ilişkin davalarda, … Genel Müdürlüğü kanuni hasım olduğundan davanın kabulü halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulamayacağı da dikkate alınarak davacılar vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının bozma sebebine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (4.) Hukuk Dairesinin 21.11.2018 tarihli ve 2018/340 Esas, 2018/1409 Karar sayılı istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte gösterilen sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK’nin 373/1.maddesi gereği kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (4.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,19.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.