Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/1883 E. 2020/4512 K. 06.07.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1883
KARAR NO : 2020/4512
KARAR TARİHİ : 06.07.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, 05.12.2018 tarihli ek kararla istinaf başvurusuna ilişkin dilekçesinin süreden reddine karar verildiği, bu kararın davalı … vekilince temyizi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 21.02.2019 tarihli ve 2019/386 Esas, 2019/420 Karar sayılı kararıyla incelemenin Yargıtay ilgili hukuk dairesince yapılması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar verildiği, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, 1201 parselde kayıtlı bulunan taşınmaz üzerinde bulunan 5 katlı binanın mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Mahmut Akova ile Bünyamin Seyrekbasan’a davetiye ile tebligat yapıldığı, ancak diğer davalılara ise ilan yolu ile tebligat yapıldığı, davalıların yargılamaya katılmadıkları anlaşılmıştır.
Mahkemece, davacının davasının kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, 05.12.2018 tarihli ek kararla kararın istinaf başvurusuna ilişkin dilekçesinin süre yönünden reddine karar verilmiş, bu kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 21.02.2019 tarihli ve 2019/386 Esas, 2019/420 Karar sayılı kararıyla incelemenin Yargıtay ilgili hukuk dairesince yapılması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Öncelikle irdelenmesi gereken husus; davalı … vekilinin temyizinin süresinde olup olmadığı hususudur. Davacı …’ye, gerekçeli karar evrakının …Daire: 28 Gültepe/İstanbul adresine tebliğe çıkarıldığı, tebliğatın adresten taşınmış olduğu belirtilerek muhtar onayı ile 14.09.2007 tarihinde iade edildiği, bunun üzerine tebliğat yapılamayan diğer davalılarla birlikte davalıya 31.01.2008 tarihinde ilanen tebliğat yapıldığı görüllmektedir.
Bilindiği üzere, tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı adres araştırması ve tespitinin yöntemi 7201 Sayılı Tebligat Kanunun’da gösterilmiş, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 48 ve diğer maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan tebliğat mevzuatı dikkate alındığında kural olarak, “tebligat” tebligat yapılacak kişiye, bilinen en son adresinde yapılır. (Teb.Y mad. 10) Kişi son adreste bulunamamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği adresi araştırır. Bulamazsa, durumu Muhtarlığa onaylatmak suretiyle saptar. (Teb.Y mad. 28) Tebliği çıkaran kuruluşa bildirir. İlgili kuruluş adresi, kişinin mensubu olduğu kurumlardan Tapu, Muhtarlık, Nüfus, Vergi Dairesi, Belediye idaresinden araştırır. Buna rağmen, adres tespit edilemezse adres meçhul sayılarak ilanen tebligat kararı verilebilir. (Teb.Y mad.46) Özetlenen ilkeler, yasal ve yargısal uygulamalarla benimsenmiş öğretide de bu yönde görüşler ifade edilmiştir. (HGK’nin 20.09.1999 tarihli ve 1-609/744 E-K Baki Kuru HMUK 2. Cilt S.1582-1583) Hal böyle olunca; davalıya tebliğe çıkarılan gerekçeli kararının muhtar onayı ile iade gelmesi üzerine adres araştırması yapılmaksızın ve yukarıda belirtilen ilkeler gözardı edilerek ilanen tebliğat yoluyla sonuca gidilmiş olmasının doğru olduğu kabul edilemez. Yapılan tebligat işlemi usulsüz olması sebebiyle davalı …’nin usulsüz tebliği öğrendiği tarihinin gerekçeli karar evrakının tebliğ tarihi olarak kabulü gerektiğinden mahkemenin 05.12.2018 tarihli ek kararı kaldırılarak davalı … vekilinin hükmün esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukun’da, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 Sayılı HMK mad. 106/2.) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK mad. 114/1-h ve 115)
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmişse de; gerekçe dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; yapılan incelemede Sürmene Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2005/109 Esas sayılı dosyasında temyize konu eldeki dosya davacısına muhdesatın tespiti yönünde dava açmak üzere süre verildiği, bunun üzerine 27.05.2005 tarihinde temyize konu eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Ortaklığın giderilmesi dava dosyasına ait UYAP üzerinden gönderilen evrakın incelenmesinden, Sürmene Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.03.2008 tarihli ve 2005/109 Esas, 2008/65 Karar sayılı kararı ile taraflar arasındaki ortaklığın taşınmazın satışı suretiyle giderilmesine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmeksizin 23.01.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkemece, dava açıldığı tarihte var olan hukuki yarara ilişkin dava şartının hüküm kesinleşmeden önce ortadan kalktığı nazara alınarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı … vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.