YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5397
KARAR NO : 2021/3714
KARAR TARİHİ : 20.04.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı, maliki olduğu 1153 ada 20 parsel sayılı taşınmazını davalının haksız şekilde kullandığını, davalı aleyhine yapılan ecrimisil istemli takibe yapmış olduğu itirazın kaldırıldığını açıklayarak, davalının taşınmaza elatmasının önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, 16.05.2012 tarihinde dava dışı …’ın taşınmazdaki payını satın aldığını, bu itibarla taşınmazda hissedar olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının malik olduğu taşınmazın davalı tarafından el atılmak sureti ile kullanıldığı gerekçesiyle, davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 17.11.2016 tarihli ve 2014/19355 Esas, 2016/10403 Karar sayılı ilamı ile “Bilindiği gibi, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.), Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olayda; davalının yargılama sırasında paydaş hale geldiği gözetilerek yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile karar verilmesi doğru değildir.”gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, paydaşlar arasında fiili bir kullanım biçimi oluşmadığı ancak dava konusu yerde davacının kullanabileceği başka yerlerin olduğu gerekçesiyle davanın reddine, davalı tarafından yapılan 4.324 TL yargılama gideri ile 2.725 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava; haksız elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, Mahkemece bozma gereklerine uygun biçimde hüküm verildiğine göre davalı vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Her ne kadar davacı aleyhine davanın reddine dair karar verilmişse de davanın açıldığı tarihte davalı, dava konusu taşınmazda üçüncü kişi konumunda olup yargılama aşamasında pay sahibi olduğundan davanın açıldığı tarih itibariyle davacı, davasını açmakta haklıdır.Yargılama giderleri davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre belirlenir. Davanın açıldığı tarihte dava açmakta haklı olan davacı aleyhine yargılama giderine hükmedilmesi doğru olmadığı gibi davanın reddine karar verildiğinden maktu harca hükmedilmesi gerekirken nisbi harca hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
Ne var ki; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün HUMK’un 438/7 (HMK mad. 370) gereğince düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle yerinde olmayan davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının (3) ve (4) nolu bentlerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine “ yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına” ibaresinin eklenmesine, 2 nolu bent olan “Harçlar Kanununa göre alınması gereken 16.804,26.TL harcın dava açılışta yatırılan 297,10.TL peşin harç ile 3.904,10.TL ıslah harcın mahsubu ile bakiye 12.603,06.TL harcın davalıdan tahsiline, hazineye gelir kaydına” ibaresinin çıkarılarak yerine “Harçlar kanununca alınması gereken 25,20 TL maktu harcın peşin yatan 4.625,80 harçtan mahsubu ile kalan 4.620,60 TL’nin istek halinde davacıya iadesine” ibaresinin eklenmesine, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. fıkrası (HMK’nin 370. maddesi) gereğince düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 44,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 14,90 TL’nin temyiz eden davalıdan alınmasına, peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 20.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.