Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/5504 E. 2020/4917 K. 07.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5504
KARAR NO : 2020/4917
KARAR TARİHİ : 07.09.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kıyı Kenar Çizgisi İçinde Kalan Kısmın Tapusunun İptali İle Tescil Harici Bırakılması Ve Bu Kısımdaki Yapının Yıkımı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı Hazine vekili, davalı adına tapuda kayıtlı bulunan 84 ada 12 parsel sayılı taşınmazın ekli krokide kırmızı kalemle işaretli bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını belirterek, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın tapusunun iptali ile tescil harici bırakılmasına ve mevcut taşınmaz üzerinde bulunan yapının yıkılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ilk olarak dava hakem sıfatıyla görülmüş ve devamında görevsizlik kararı verilmiş olup, görevli asliye hukuk mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, Dairemizin 04.02.2014 tarihli ve 2013/12842 Esas, 2014/1701 Karar sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp işin esası ile ilgili oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulü ile taşınmazın 43 m2’lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile tescil harici bırakılmasına karar verilmiş olup; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, 3621 sayılı Kanun hükümleri uyarınca nizalı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmının tapu kaydının iptali ile bu bölümün tapudan terkinine ve kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan bölüm üzerinde bulunan yapının yıkılması istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisini” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun’un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olayda, hükme esas alınan raporu hazırlayan bilirkişi kurulunca araştırma çukurları açıldığına ilişkin tutanaklarda bir ibare olmadığı gibi bilirkişilerce tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile idare tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisi arasındaki farkın neyden kaynaklandığı tatmin edici şekilde açıklanmamıştır. Ayrıca komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumu araştırılıp değerlendirilmemiş ve davalı tarafın dava konusu taşınmazın farklı bir parselle tevhit edildiğine ilişkin iddiası üzerinde durulmamıştır.
Hal böyle olunca, Mahkemece yapılması gereken iş; üç kişilik jeolog ya da jeomorfolog ile bir harita mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin ve dosyada daha önce oluşturulan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişisi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, varsa komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı kenar çizgisinin araştırılması, bitişik veya yakın parsellere ilişkin varsa kesinleşmiş veya derdest dosyalardaki uzman bilirkişi raporları nazara alınarak ve gerektiğinde karşılaştırılarak inceleme yapılması, davalı tarafın dava konusu taşınmazın başka bir taşınmazla tevhit edilerek yeni bir parsel oluştuğuna ilişkin iddiası üzerinde durulması ve ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Anılan hususlar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Taraf vekillerinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
07.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.