Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/5608 E. 2019/10032 K. 07.11.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5608
KARAR NO : 2019/10032
KARAR TARİHİ : 07.11.2019

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmaz nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 1.000 TL alacak isteğinde bulunmuş, 23.07.2015 havale tarihli talep arttırım dilekçesi ile talebini 37.500 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin davacının davasının kabulü ile 37.500 TL’nin karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair ilk kararı, davalı vekilinin temyizi üzerine Daire’nin 13.02.2019 tarihli ve 2019/689 Esas, 2019/1371 Karar sayılı ilamı ile “…mahkemece dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden, yasal cevap süresi beklenmeden, dilekçeler teatisi aşaması tamamlanmadan 23.12.2014 tarihinde ön inceleme duruşması yapılarak tahkikat aşamasına geçilmesine karar verilmiş olup davalının savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru olmamıştır. Bundan ayrı dosya arasında bulunan tasfiyeye konu taşınmaza ait tapu kaydında, taşınmazın 08.12.2010 tarihinde 3402 sayılı Yasa’nın 22/A maddesi gereğince yenilemenin tescili yoluyla davalı adına kaydedildiği yazılıdır. Mahkemece tasfiyeye konu taşınmaza ait tapu kaydının ilk oluştuğu tarihten itibaren tüm tedavülleri getirtilmeden, tasfiyeye konu taşınmazın edinilmiş mal olup olmadığı belirlenmeden karar verilmiş olması da doğru değildir. Mahkemece yapılması gereken iş, tasfiyeye konu taşınmazın ilk oluştuğu tarihten itibaren tedavüllü tapu kayıtları ile dayanak kayıtlarını getirtmek, davalı tarafından edinilme tarihini ve edinilmiş mal olup olmadığını belirlemek, iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak deliller hep birlikte tartışılıp değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre talep miktarı ve kazanılmış haklar da gözetilerek bir karar vermekten ibarettir.” gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu; davacının davasının kabulü ile 37.500 TL artık değere katılma alacağının karar tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa’nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 tarihli ve 2006/4-519-527; 31.05.2006 tarihli ve 2006/10-307-337; 10.05.2006 tarihli ve 2006/4-230-288; 03.12.2008 tarihli ve 2008/10-730-732; 27.05.2009 tarihli ve 2009/21-168-218 sayılı ilamları).
Dairenin yukarıda bahsi geçen bozma ilamında, davalının savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olmasının doğru olmadığı belirtilerek mahkemece yapılması gereken işin, iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak deliller hep birlikte tartışılıp değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulduğu ve mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde, davalı tarafa savunma ve delillerini bildirme imkanı verilmeden esas hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.