Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/6392 E. 2021/4539 K. 31.05.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6392
KARAR NO : 2021/4539
KARAR TARİHİ : 31.05.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, dava dilekçesinin reddine,mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili; Müvekkilinin dava konusu … Merkez … Bey Mahallesi 171 da 156 parseldeki 47 nolu ve 50 nolu bağımsız bölümdeki iş yeri statüsündeki taşınmazın çoğunluğa sahip hissesini aldığını, davalıların dava konusu taşınmazların eski ve yeni hissedarları ile herhangi bir sözlü ve yazılı kira akdi bulunmadan kullandıklarını ve bu kullanım sonucu herhangi bir bedel ödemediklerini belirterek, müvekkilinin hissedarı olduğu taşınmazlara elatmanın önlenmesi ve taşınmazların eski haline getirilmesi ve söz konusu taşınmazların kullanımından dolayı 10.000,00 TL ecrimisilin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde hisselerin davacıya eşinin hissesini vekaletle satması diğer malik …’ in kardeşi …’a kızması sonucu hissesinin davacıya sattığını taraflar arasındaki hukuki ilişkiden davalının haksız yere el atmasının söz konusu olmadığını yaklaşık 20 yıl önce davalı ile davacının da aralarında bulunduğu davalının kayınbiraderleri arasında dava konusu yerin kiralanması konusunda sözlü anlaşma yapıldığını, davalının söz konusu iş yerini haksız yere işgal ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek öncelikle görevsizlik kararı verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda;Davalı tarafın işgalci olmadığını, söz konusu müdahalenin taşınmazın önceki maliklerinin de arasında bulunduğu kişiler ile yapılan sözlü kira sözleşmesine dayandığını ileri sürdüğünü ve iddialarını ispat konusunda dinlettiği tanıklarının davalı tarafın iddiasını doğrulayan beyanda bulunduklarını, davanın tarafları arasında akrabalık ilişkin bulunduğunu, dosya kapsamına göre tanıkların ve davacının eşinin arasında bulunduğu bir grup kiracının davalı iş yerinin sahibine ait taşınmazı ticari işlerinde kullandığı, kiraladığı buna karşılık da davalının davaya konu taşınmazı kiracı sıfatıyla tasarruf ettiği kanaatine varıldığı ayrıca taraflar arasında mevcut bir kira ilişkisinin bulunduğu anlaşılmakla mahkememizce davacının talebinin dayanığını yapılan kira sözleşmesinin oluşturduğu kanaatine varıldığından, davaya bakmaya delilleri takdir etmeye sulh hukuk mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu kanaatine varıldığı gerekçeleri ile dava dilekçesinin REDDİNE, açılan davada mahkemenin GÖREVSİZLİĞİNE dair verilen karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise, HMK’nin 25, 26, 31 ve 33. maddeleri (1086 sayılı HUMK’un 74, 75 ve 76. maddeleri) gereğince, hakime aittir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nin Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevini düzenleyen 4. maddesinin 1/a bendi “kiralanan taşınmazların İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yolu ile tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine girmektedir.” şeklindedir.
HMK’nin 2. maddesinde ise; “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir” düzenlemesi getirilmiştir.
Görev, kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulur.
Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, dava konusu 156 parselde ki 47 nolu ve 50 nolu bağımsız bölümlerde paydaş olan davacının, pay sahibi olmayan 3 kişi vasfındaki davalı şirkete karşı mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın HMK’nin 2. maddesi kapsamında kaldığı, görevli mahkemenin ise asliye hukuk mahkemesi olduğu tartışmasızdır.
Hâl böyle olunca; davanın, genel mahkeme sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilmeden yazılı olduğu üzere görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de; işin esasına girilerek davacılının kiracı olduğunun tespiti halinde ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde dava dilekçesinin reddi ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekili ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 31.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.