YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6724
KARAR NO : 2020/1281
KARAR TARİHİ : 12.02.2020
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, … 16. İcra Müdürlüğünün 2012/4176 sayılı takip dosyasından yazılan talimat uyarınca, … 5. İcra Müdürlüğü’nün 2012/226 sayılı talimat dosyasında yapılan 12.10.2012 tarihli haczin gerçekleştiği otelin mülkiyetinin üçüncü kişi şirkete ait olduğunu, borçlu hakkında yürütülen iflas erteleme dosyasında görevlendirilen kayyumun uygun görüşü ile gayrimenkulün borçludan devir alındığını, hacze konu menkullerin üçüncü kişiye ait olduğunu, borçlu ile ilgisinin bulunmadığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, haciz esnasında otelin borçlu firma tarafından işletildiğinin görüldüğünü, borçlu şirketin huzurunda haciz işleminin gerçekleştiğini, borçlu ile davalı arasında yapılan otel satış işleminin muvazaalı olduğunu, davacı Bankanın otelin satışı için borçlu şirkete “ön alım hakkı ” vermesinın ve bedava kullanma hakkı tanımasının devrin gerçek bir devir olmadığının kanıtı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozma öncesi 28.05.2013 tarihinde davacı üçüncü kişi ile borçlu şirket arasında yapılan satış işleminin muvazaalı olduğu, taşınmaz ve eklerinin değerinin altında satış yapılmış gibi gösterildiği, satın alınan otel ve eklerinin borçlu şirkete ücretsiz olarak yeniden kiralanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmasına yönelik muvazaalı işlemler gerçekleştirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 04/07/2014 tarihli ve 2013/14805 Esas ve 2014/14178 Karar sayılı ilamı ile dava konusu haciz işleminin gerçekleştiği gayrimenkulün devir işlemlerine ilişkin kayyum uygunluk görüşü ile mahkemenin geri alım hakkına da değinen bu yönde kararı bulunup bulunmadığının araştırılarak, ilgili karar ve belgelerin getirtilerek incelenmesi, gerektiğinde iflas erteleme dosyası da incelenerek ondan sonra dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi için hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılamada; haczedilen malların gerçekte takip borçlusuna ait olduğu, bu nedenle yerinde görülmeyen davanın reddine ve davacı üçüncü kişi aleyhine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir. Hükmün davacı üçüncü kişi vekili ile davalı alacaklı vekili tarafından ayrı ayrı temyizi üzerine Mahkemece, 04.09.2019 tarihli ek karar ile alacaklı vekilinin temyiz talebinin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu kez asıl kararla birlikte ek karar da davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkin olup, anılan Kanun’un 97. maddesinin 11. fıkrası uyarınca basit yargılama usulune tabidir.
Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK’nin “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen;
(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar” dan kastedilen HMK’nin 297. maddesindeki unsurlardır.
Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK’nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK’nin 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK’nin 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim” kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal” olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuyla ilgili içtihatı da bu yöndedir. (21.01.2015 tarihli ve 2014/9-1438 Esas, 2015/580 Karar sayılı karar) Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararın temyiz edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararın tebliğinin temyiz hakkının etkili şekilde kullanılması bakımından gerekli olduğunu, bu yükümlülük getirilmeden kararın kesinleştirilmesini hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20.03.2014 tarihli ve 2012/1034 Başvuru).
Temyize konu olayda, 02.04.2019 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Gerekçeli kararın temyiz edene tebliğinden itibaren on gün içinde alacaklı vekili kararı temyiz etmiştir.
Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin kararı ışığında Mahkemenin alacaklı vekilinin temyiz isteminin reddine dair verilen ek kararın kaldırılmasına karar verilerek; taraf vekillerinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi.
1.Takip borçlusu … Sağlık Turizmi ve Otelcilik A.Ş. hakkında … 2. ATHM nin 2016/1020 Esas, 2017/17 Karar 11.01.2017 tarihli karar ile iflas kararı verildiği anlaşılmaktadır. İflas kararının kesinleşmesi üzerine borçlu hakkındaki takipler ve hacizler İİK’nin 193/2. maddesi uyarınca düşecektir. Ayrıca, borçlu hakkında verilen iflas kararının kesinleşmesi üzerine; konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, maktu karar ve ilam harcı ile yargılama giderleri ve nispi vekâlet ücretinin davanın açılmasına neden olan tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerekir. Bu durumda, iflas kararı, istihkak davasının şartlarına doğrudan etki edeceği için Mahkemece, iflas davasının sonucu bekletici mesele yapılarak oluşacak duruma göre karar verilmesi gerektiğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
2. Bozma sebebine göre davalı alacaklı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları ile davacı üçüncü kişi vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle hükmün İİK’nin 366. ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, (2) nolu bentte yazılı nedenle davalı alacaklı vekilinin vekalet ücretine yönelen, davacı üçüncü kişi vekilinin ise sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.