YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/879
KARAR NO : 2021/2765
KARAR TARİHİ : 25.03.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkiline ait 2 no’lu bağımsız bölümde davalının 7 yıl oturduğunu, tarafların akraba olduklarını, bu nedenle kira sözleşmesi yapılmadığını, davalının 29.12.2009 tarihinde taşınmazı boşalttığını ileri sürerek davalının taşınmaza tecavüzde bulunduğu 19.12.2009 tarihinden önceki 7 yıllık süreye karşılık , fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 15.000,00 TL ecrimisilin, faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, alacağın kısmen zamanaşımına uğradığını, 2003-2009 yılları arasında müvekkilinin davalıya ait taşınmazda oturduğunun doğru olduğunu, davacının, davalının halası olması ve davaya konu taşınmazın arsasının davalının babası tarafından davacı adına satın alınması nedeni ile ev alıncaya kadar taşınmazı bedelsiz kullanmasının davacı tarafından teklif edilmesi üzerine müvekkilinin taşınmazı kullandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, ecrimisil talep edilen dönemde dava konusu 2 no’lu bağımsız bölüme davacının kayden malik olduğu, tarafların tanık deliline dayanmış olduğu, Mahkemece eldeki dava dosyasının görevsizlikle geldiği Sulh Hukuk Mahkemesince davaya konu taşınmazda mülk bilirkişi ve hukukçu bilirkişi eşliğinde keşif icra edildiği, keşif sonrası düzenlenen raporda taraflar arasında kira ilişkisi bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, davacı vekilinin dilekçesinde, davaya konu taşınmazın bedel ödenmek kaydıyla davalının kullanımına terk edildiğini belirttiği, bedel ödenmesi konusunda taraflar arsında yazılı ya da sözlü bir anlaşma bulunmadığının Sulh Hukuk Mahkemesince tespit edildiği, 2003 yılından 2009 yılına kadar taşınmazın davalı tarafından kullanılmasına davacının muvafakat ettiği, davalının kötüniyetli zilyet sayılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği sabittir.
Somut olayda, Mahkemece yapılan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece yapılması gereken iş; taraflara tanık dinletilmesi için süre ve imkan verilerek, taraf tanıklarının HMK’nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, dava konusu taşınmazın davalı yanca kullanımının davacının muvafakatına dayalı olup olmadığının her türlü tereddütten uzak bir şekilde belirlenmesi, taraf tanıklarının beyanları arasında çelişki bulunduğunda 6100 sayılı HMK’nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, bundan sonra tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilerek karar verilmesi olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden eksik araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.