Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/232 E. 2020/1594 K. 19.02.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/232
KARAR NO : 2020/1594
KARAR TARİHİ : 19.02.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Nüfus (Tespit İstemli)

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili ile davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı … dava dilekçesinde, annesi …’ın nüfus kayıtlarında annesi olarak kayıtlı olan …’nin aynı zamanda davalıların murisi …’in de annesi olduğu ve …’nin nüfusa kaydedilmeden 1903 tarihinde doğup 1983 tarihinde de öldüğü ileri sürülerek … …’ün, … ve … kızı olarak 1903 doğum ve 1983 ölüm tarihi ile nüfusa tescilini istemiş; Mahkemece, daha önce verilen kabul kararlarının ilki taraf teşkilinden, ikincisi ise iddia ile ilgili DNA incelemesi yapılması gerekçeleri ile bozulmuş, son olarak Mahkemece, … ve …’nın anne hanesinde adı geçen … adındaki kişinin … ve … kızı 01.01.1903 doğum tarihli ve 25.05.1983 ölüm tarihli … … adlı kişi olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Mahkemenin tespite dair verdiği karar, davacı vekili ile davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara; ileri sürülen olayları hukuken nitelemek, uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk Hukuku’nu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Dava, nüfusa kayıtlı olmayan, dolayısı ile nüfusta sadece isim olarak kayıtlı kişinin davacının murisi olduğu ile adı geçeninin üstsoy ve altsoyu ile bağ kurularak nüfusa tescili istemine ilişkindir.
Türk Medeni Kanunu’nun 36/1. maddesine göre; kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanun’un 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35/1. maddeleri uyarınca, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiç bir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz, ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.02.1998, 2-87/77 sayılı kararı).
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacı …’in annesi olan … ile bir kısım davalıların murisi …’in nüfus kayıtlarında anne adları … olarak yazılı ise de; … ile evlatları oldukları ileri sürülen … ile … arasında anne-evlat bağı bulunmadığı gibi …’nin de nüfusa kayıtlı olmaması sebebi ile anne-babasının kim olduğu belli olmadığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda birden fazla talep mevcut olup ilki; nüfusa kayıtlı olmayan …’nin … ve …’ın annesi olduğunun tespiti; ikincisi, …’nin … ve … kızı olduğunun tespiti ve son olarak da, kayıt dışı yaşayıp öldüğü ileri sürülen … …’ün, … ve … kızı olarak 1903 doğum ve 1983 ölüm tarihi ile nüfusa tescil edilmesi istemlerine ilişkindir.
Nüfus tespit davaları kayıt düzeltme davaları gibi kamu düzeninden olup, tarafların kabul beyanı mahkemeyi bağlamadığından hakim her bir talep ile ilgili gerekli incelemeleri istemle bağlı kalmayarak kendiliğinden de yapacağı araştırma ile elde edeceği sonuçlara göre hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmaksızın hüküm kurmak zorundadır.
Buna göre Mahkemece, taraflar ve tanık beyanları ile yetinilmeyip …’nin, … ve … kızı olduğu yönündeki iddia yönünden de adı geçenlerin mezar yerini bilebilecek akraba, komşu veya ölüm tarihi itibari ile aynı yerleşim yerinde oturanlardan sıkı bir şekilde araştırma yapılarak tespit edilebilenlerin beyanları alınıp gerekirse mezar yerlerinin tespiti için keşif yapılarak mezar yerlerinin tespiti halinde tespit edilen mezarlardan alınacak örneklere göre, tespit edilemediği takdirde ise soybağının tespitinde sonuç verebilecek veri alınabilecek ilgililerin temini ile bu iddia (…’nin, … ve … kızı olduğu) ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp verilecek rapor da gözetilip oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken … ile …’in annesi olduğu DNA testi ile doğrulanmış olan …’nin ileri sürüldüğü üzere … ve … kızı olduğu yönünde herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ve araştırma sonucu bu talebinde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 19.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.