Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/3133 E. 2021/4021 K. 04.05.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3133
KARAR NO : 2021/4021
KARAR TARİHİ : 04.05.2021

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Soybağının reddi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Bakırköy 9. Aile Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Bakırköy 9. Aile Mahkemesinin 12.12.2017 tarihli ve 2015/895 Esas, 2017/891 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile davalı … yönünden hak düşürücü sürenin geçmesi sebebiyle, diğer davalılar yönünden ise husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Doya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.05.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden gelmedi. Karşı taraftan davalılar vekili Avukat … geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; doya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … vekili dava dilekçesinde, davacının kızkardeşi 1971 doğumlu Birgül’ün babasının Nuri olmadığını annesi Yücel’in ölümü ile yeni öğrendiğini ileri sürerek Birgül’ün soybağının reddini istenmiştir.
Davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesince verilen karar, davalılar vekili tarafından istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, davada MÜLGA 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre sözkonusu kanun hükümlerinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği, diğer davalılar … ve … yönünden ise davalı taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) bulunmadığı gerekçesi ile istinaf isteminin kabulü ile davanın davalı … açısından hak düşürücü süre yönünden reddine, diğer davalılar yönünden ise pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi üzerine davacı vekilince Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk Hukuku’nu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Dava dilekçesindeki anlatıma göre dava, anne Yücel’in kocası Nuri’nin ölümü sebebi ile altsoyu olan oğlu tarafından soybağının reddi istenilen çocuk ile annenin ölmesi nedeniyle mirasçıları aleyhine açılan 4721 sayılı TMK’nin 286 ve devamı maddeleri kapsamında soybağının reddi davasıdır.
Öncelikle somut uyuşmalıkta soybağının reddi istenilen davalı …’ün doğum tarihi olan 20.12.1971 tarihinde yürürlükte bulunan MÜLGA 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin mi yoksa dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinin mi uygulanması gerektiği üzerinde durulmalııdr.
4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Geçmişe etkili olma” ana başlığı altında “Kamu düzeni ve genel ahlâk” başlıklı 2. maddesi; “Türk Medenî Kanununun kamu düzeni ve genel ahlâkı bağlamaya yönelik kuralları, haklarında ayrık bir hüküm bulunmayan bütün olaylara uygulanır. Bu bakımdan, eski hukukun Türk Medenî Kanununa göre kamu düzeni ve genel ahlâka aykırı olan kuralları, bu Kanun yürürlüğe girdikten sonra hiçbir suretle uygulanmaz.” hükmünü içermekte iken “İçeriği kanunla belirlenen ilişkiler” başlıklı 3.maddesine göre; “İçerikleri tarafların istek ve iradeleri gözetilmeksizin doğrudan doğruya kanunla belirlenmiş işlem ve ilişkilere, bunlar Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup, kamu düzeni ile yakından ilgili olan soybağının tespiti davalarında, Türk Medeni Kanunu’nun 284. maddesinde belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır. TMK’nin 284.madde gereği ise hâkim maddî olguları re’sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. HMK’nin 292/1. maddesinde, uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak ve ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkesin soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduğu, haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde hâkimin incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar vereceği hükme bağlanmış olup, soybağına ilişkin hükümler tarafların istek ve iradeleri gözetilmeksizin doğrudan doğruya kanunla belirlenmiştir. Dolayısı ile somut uyuşmazlıkta 4722 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddelerindeki düzenlemeler doğrultusunda dava tarihinde yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri uygulanmalıdır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 286. maddesinde, kocanın, çocuk ve anne aleyhine açacağı soybağının reddi davası ile babalık karinesini çürütebileceği; 289. maddesinde ise kocanın soybağının reddi davasını doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıllık süre içinde açması gerektiği, gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa bir yıllık sürenin bu sebebin ortadan kalkmasından sonra başlayacağı, 291.maddesinde ise, dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabileceği, maddenin son fıkrasında ise kocanın açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla diğer ilgililerin açacağı davada da uygulananacağı hükme bağlanmıştır.
Soybağının reddi davasında, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususunda ve davanın temellendirilmesinde belirleyici olan “öğrenmenin”, ne zaman gerçekleştiği noktasında şüphenin veya söylentinin öğrenme açısından yeterli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Yerleşik Yargıtay uygulamalarında, yargılama dışında elde edilmiş babalık raporlarına özellikle hak düşürücü süre niteliğindeki dava açma süresinin öğrenme tarihinden itibaren başlaması bakımından dikkate alındığı görülmekte yani öğrenmenin yargılama dışı babalık testi ile gerçekleşmesi anında hak düşürücü sürenin başlayacağı kabul edilmektedir. Dolayısı ile annenin iffetsiz yaşam sürdüğü veya çocuğun kendisinden olmadığı yönündeki şüphe veya söylenti öğrenme açısından yeterli kabul edilemeyecektir.
Somut olayda, davacı …’in babası 03.07.1996 tarihinde vefat eden Nuri ile eşi Yücel’in evlilik birliği içerisinde, davacı …, davalılar Nilüfer, Neslihan ile soybağının reddi istenilen 20.12.1971 doğumlu Birgül’ün nüfusa tescil edildiği, anne Yücel’in 21.09.2015 tarihinde vefat ettiği, eldeki davanın 30.11.2015 tarihinde açıldığı, davacının iddiası ve dinlenen taraf tanık beyanlarına göre davacının bu olayı annesinin ölümünden sonra 2015 yılı Ekim ayında öğrendiği, kocanın sağlığında bu olayı bildiğine ilişkin delil bulunmadığı anlaşılmakla soybağının reddi davası yönünden hakdüşürücü süreyi düzenleyen 289.maddeki sürenin başlangıcı mahiyetindeki “öğrenme” olgusunun gerçekleşmediği ve dava için öngörülen hak düşürücü sürenin geçmediğinin kabulü gerekmektedir.
Soybağının reddi davası TMK’nin 286.maddesi gereği koca tarafından açılırsa dava ana ve çocuğa karşı, çocuk tarafından açılırsa dava ana ve kocaya karşı açılacağı, diğer ilgililerin dava hakkını düzenleyen 291.maddenin son fıkrası gereği kocanın açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla diğer ilgililerin açacağı davada da uygulananacağı hükme bağlanmıştır.
Somut uyuşmalıkta davalı olması gereken anne Yücel, dava tarihinden önce 21.09.2015 tarihinde vefat etmiş olup geriye mirasçı olarak davacı …, davalılar Nilüfer, Neslihan ve soybağının reddi istenilen Birgül’ün kaldığı, anne Yücel’in mirasçılarının verilecek karar ile miras hakları etkileneceğinden davada taraf olmaları gerektiği ve davalılar Nilüfer ile Neslihan’ın açılan davada pasif husumet ehliyetlerinin bulunduğu açık olup Bölge Adliye Mahkemesince işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davanın hakdüşürücü süreden ve pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (38.) Hukuk Dairesi’nin 03.03.2020 tarihli ve 2018/1252 Esas, 2020/300 Karar sayılı istinaf isteminin kabulü ile davanın reddine reddine dair hükmün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın HMK’nin 373/2. maddesi gereği kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (38.) Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.