Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/897 E. 2020/4334 K. 01.07.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/897
KARAR NO : 2020/4334
KARAR TARİHİ : 01.07.2020

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili ve davalı borçlu vekili, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, 05.06.2014 tarihinde davalı üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunan malların haczedildiğini, aynı adreste daha önce borçlu …’ın şirket temsilcisi olduğu … Ev Gereçleri Tekstil Ürünleri ve Day. Tük Malları Ltd Şti’nin faaliyet gösterdiğini, borçlu iş yeri adresini 08.01.2014 tarihinde başka bir adrese taşıdığını, borçlu ve davalının aynı adreste faaliyette bulunduklarını, …’ün ise davalı üçüncü kişi şirket yetkilisinin kız kardeşi olduğunu ve borçlu …’ın yanında sigortalı çalıştığını, borçlu ile üçüncü kişi arasında fiili ve organik bağ olduğunu, üçüncü kişinin istihkak iddiasının haksız olduğunu bildirerek, üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, haciz adresinin müvekkilince 10.12.2013 tarihli sözleşme ile kiralandığını, haciz esnasında bulunan kartvizitin yeri ve üçüncü haciz sırasında bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, işyerinde kamera bulunmayan tek yerin kartvizitlerin bulunduğu yer olduğunu, kartvzitleri bulan kişinin icra memuru olmadığını, bu hususta icra memurunun dinlenilmesini talep ettiklerini, müvekkilince kurulan iş yerinin yeni bir iş yeri olduğunu, kapanan işyeri çalışanlarının yeni açılan ve aynı işi gören iş yerinde çalışmasını engelleyecek bir yasal düzenleme olmadığını bildirerek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; haciz sırasında borçluya ait belge bulunduğu ayrıca daha önce borçlu …’ın çalışanlarından … ve …’ın üçüncü kişi şirketin SSK’lı çalışanı olarak görüldüğü, şirket yetkilisinin ise çalışan …’ün kardeşi … olduğu, haciz mahallinin daha önce borçluya ait mağaza olup, aynı yerde üçüncü kişi şirketin faaliyete geçtiğinin anlaşıldığı, haczi yapılan mallarla ilgili bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ancak söz konusu mallarla ilgili üçüncü kişi ile borçlu arasında herhangi bir devir işlemi olmadığının anlaşıldığı, toplanan delillerle davacının davasını kanıtladığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş kararın davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 14.11.2018 tarihli ve 2018/13786 Esas 2018/18653 Karar sayılı kararı ile; “Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu haczin, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste yapılmadığı, 3. kişi şirketin 11.12.2013 tarihinde haciz adresinde kurulduğu, borçlunun ise 08.01.2014 tarihinde haciz adresinden ayrıldığı, davacı alacaklı tarafça borçlu ile 3. kişi şirketin bir süre aynı adreste birlikte faaliyet gösterdikleri iddia olunmuş ise de, haciz adresine ilişkin 24.12.2013 tarihli vergi yoklama fişi ile; 16.12.2013 tarihinde iş yerinin tadilat ve yapı safhasında olduğunun, 24.12.2013 tarihi itibarıyla da satış amaçlı emtianın raflarda hazır olduğunun tespit edildiği, dava konusu 05.06.2014 tarihli hacizden önce 24.02.2014 ve 05.03.2014 tarihlerinde aynı adreste yapılan haciz işlemleri esnasında borçluya ait evraka rastlanmadığı, dava konusu haciz esnasında ise iş yeri dışında kolilerin içerisinde borçluya ait kartvizitlerin bulunduğu, haciz esnasında hazır bulunan 3. kişi ve vekilince bulunan kartvizitlere ilişkin iş yeri kamera kayıtlarının incelenmesi talebi üzerine alacaklı vekilinin bu kartvizitlerin 3. bir kişi tarafından atılmış olma ihtimalinin bulunduğunu beyan ettiği, yine yargılama aşamasında beyanına başvurulan icra memurunun, kendisinden önce haciz mahalline giden alacaklı vekilince çalışanlar tarafından iş yerinden market arabasıyla çıkarılan evrak ve kutuların yan tarafa konulduğu söylenerek orayı aramasının talep edildiğini ve kartvizitleri orada görerek zapta geçtiğini beyan ettiği anlaşılmıştır. Buna göre, mülkiyet karinesi davalı 3. kişi lehine olup mülkiyet karinesinin aksinin davacı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Borçlu ile 3. kişi şirketin bir kısım çalışanlarının aynı kişiler olması ve 3. kişi şirketin tek ortağının borçlunun eski çalışanının kardeşi olması tek başına karineyi tersine çevirmeye yeterli değildir. Davacı alacaklı tarafından delil olarak gösterilen takip dosyası, ticaret sicil ve SGK kayıtları mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. …davacı alacaklı dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamasına rağmen, davacı tanıklarının beyanları da hükme esas alınarak oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı vekili, davalı borçlu vekili, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dosya kapsamına, toplanan delillere ve bozma ile kesinleşen hususların yeniden temyiz sebebi yapılmasına usul hükümleri elvermemiş bulunmasına göre temyiz eden davacı alacaklı tarafın temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Davalı borçlu ve davalı üçüncü kişi vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince,
Davanın esasına yönelik karar verildiğine göre, karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir. Somut olayda takibe konu toplam alacak 37.389,44 TL olup, haczedilen mahcuzların bedelinden düşüktür. Takibe konu alacak miktarı, hacizli malların değerinden az olduğundan, avukatlık ücretinin takibe konu alacak miktarı olan 37.389,44 TL üzerinden hesap edilmesi gerekirken, davalı taraflar yararına maktu ve iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki belirtilen bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 3.bendindeki “Davalı …… Şti. kendisini vekille temsil ettirdiğinden 906,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine” ve 4.bendindeki “Davalı … … kendisini vekille temsil ettirdiğinden 906,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine” ibarelerinin kaldırılarak, yerine “Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden 4.462,84 nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine” ibaresi eklenmek suretiyle, hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 44,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 10,00 TL’nin temyiz edenden alınmasına 01.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.