YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1145
KARAR NO : 2021/4570
KARAR TARİHİ : 01.06.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Terkin
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar … ve arkadaşları vekili Av. … … kendi adına asaleten diğerleri adına vekaleten bir kısım davalılar … ve Arkadaşları vekili Av. … kendi adına asaleten diğerleri adına vekaleten tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … vekili, dava konusu 493 parsel sayılı taşınmazın kıyı içinde kaldığını açıklayarak, taşınmazın 26500 metrekarelik kısmının tapu kaydının iptali ile tespit dışı bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar … vd vekili Av. … kendi adına asaleten, müvekkilleri adına vekaleten; davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan …, davanın reddini savunmuştur.
Bir kısım davalılar … vd vekili Av. … kendi adına asaleten, vekil edenleri adına vekaleten; davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan …, davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan … ve … (duruşmada), davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, “..493 parsel sayılı taşınmazın tamamının tapusunun iptali ile taşınmazın tamamen tescil harici bırakılmasına,” karar verilmesi üzerine; hüküm, bir kısım davalılar … ve arkadaşları vekili Av. … kendi adına asaleten ve müvekkilleri adına vekaleten, bir kısım davalılar … ve arkadaşları vekili Av. … kendi adına asaleten ve vekil edenleri adına vekaleten ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Türk Medeni Kanunu’nun 715 ve 999. maddelerine dayalı olarak açılmış tapu kaydının iptali ile sicilden terkini isteğine ilişkindir.
1.Bilindiği üzere, taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, Mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen göz önünde bulundurulmalıdır.
Davacı … vekili, eski 493 parsel sayılı taşınmaza ilişkin dava açmış olup davalılar arasında … oğlu (1965 doğumlu) …’da taraf olarak gösterilmiştir. Yeni 140 ada 1 (eski 493) parsel sayılı taşınmazın tapulama tutanağı ve eklerine göre, paydaş… …’ın 03.05.1971 tarihli Tapulama Komisyon kararı ile paydaş yapıldığı ve karar içeriğinde (açıkça) 1968 tarihinde pay satın alma ile hak sahibi olduğu ifade edilmiştir. Aynı şekilde ……’ın 1330 doğumlu olduğu kayıtlara geçirilmiştir.
Somut olayda, kayıt maliki … Oğlu … ile (uyap kayıtlarında geçen) … ve … oğlu (1965 doğumlu) …’ın aynı kişi olup olmadıkları tereddüde mahal bırakılmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Mahkemece, (öncelikle) kayıt maliki … Oğlu …’ın kimlik bilgileri tespit edilerek davanın gerçek paydaş veya mirasçılarına yönlendirilip yönlendirilmediğinin saptanması, ondan sonra oluşacak sonuca göre başka taraf veya mirasçı var ise taraf teşkili sağlanması gerekirken, yazılı şekilde bu eksiklik giderilmeden esas hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır.
2.Kabule göre ise;
a) 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisini” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9.maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin İdari Yargı’ya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin Yasa’nın ve İçtihadı Birleştirme Kararları’nın emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olayda; keşif 3 jeoloji mühendisi eşliğinde yapılmamış, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile idarenin belirlediği kıyı kenar çizgisi arasındaki çelişkinin nedeni açıklanmamış ve taşınmazda gözlem çukuru açılmak suretiyle gerekli inceleme yapılmamıştır. Bu şekilde usulüne uygun şekilde kıyı kenar çizgisi tespiti yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Hal böyle olunca, Mahkemece yapılması gereken iş; 3621 sayılı Yasa’nın 9/2. maddesi ile 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu, tapu fen memuru ve ziraat Mühendisi aracılığıyla, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumunun araştırılması, komşu parsellere yönelik açıldığı anlaşılan dava dosyaları da tespit edilerek dosya kapsamına alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Anılan yönler gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
b) Mahkemece; dava konusu 493 parsel sayılı taşınmazın tamamının kıyı-kenar çizgisine göre kıyı tarafında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de; çekişmeli taşınmazın 3402 sayılı Yasa’nın 22/A maddesi gereğince yapılan yenileme çalışmalarında 140 ada 1 parsel numarasını aldığı ve taşınmazın yüzölçümünün de değiştiği görülmüştür.
Bilindiği gibi, verilecek kararın infaza elverişli olması zorunludur. Ayrıca tapu sicilinde yapılacak tescil, terkin ve düzeltim gibi işlemler, doğru sicil oluşturma ilkesi gereğince kamu düzenini ilgilendirdiğinden, bu hususların kendiliğinden gözönüne alınması gerektiği de açıktır. Hal böyle olunca, dava konusu 493 parsel sayılı taşınmaz, 140 ada 1 parsel numarası aldığından, hükümde infaza elverişli şekilde yeni parsel numarası gözetilerek hüküm kurulması gerekirken, infaz kabiliyeti olmayan kadastral parsele göre karar verilmiş olması doğru değildir.
c) 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A maddesinde, kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dâhil, yargılama giderine hükmolunmayacağı hüküm altına alınmıştır. Davacı … tarafından davalılar aleyhine kıyı kenar çizgisi nedeniyle tapu iptali ve terkin isteminde bulunulmuştur. Tapu kaydının iptali istemiyle dava açıldığına göre davalılar aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi de isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, bir kısım davalılar … ve arkadaşları vekili Av. … kendi adına asaleten ve müvekkilleri adına vekaleten, bir kısım davalılar … ve arkadaşları vekili Av. … kendi adına asaleten ve vekil edenleri adına vekaleten yaptığı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, kararı temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 01.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.