YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/13290
KARAR NO : 2021/10743
KARAR TARİHİ : 01.11.2021
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yargıtay bozma ilamında özetle; “Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin karar vermek için yeterli olmadığı gibi bozma ilamının gereklerinin de yerine getirilmediği belirtilerek, davacı tarafın dayandığı tapu kaydının uygulanması, bilirkişilerden tapu kayıt uygulamasını gösterir denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne, dava konusu 781 parsel sayılı taşınmazın davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece önceki tarihli bozma ilamında belirtilen hususlar hakkında araştırma ve inceleme yapılarak davalıların dayandıkları tapu kaydının dava konusu taşınmazı kapsamadığı, davacı …’ın dayandığı tapu kaydının taşınmazı kapsadığı ancak gayri sabit sınırlı olması nedeniyle miktarıyla geçerli olduğu ve miktar fazlası üzerinde davacının zilyetliğinin bulunduğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, dosya kapsamına göre yapılan araştırma yeterli değildir. Şöyle ki; davacı …, dava konu taşınmazın Haziran 1948 tarihli ve 18 sıra numaralı tapu kaydı (gittisi 26.12.1961 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu kaydı) kapsamında kaldığını ve taşınmaz üzerinde 1946 yılından beri zilyetliğinin bulunduğunu iddia etmiş; davalı taraf ise, taşınmazın Mayıs 1937 tarihli ve 9 sıra numaralı tapu kaydı (gittisi 07.05.1943 tarihli ve 13 sıra numaralı tapu kaydı) kapsamında kaldığını savunmuştur. Şu halde uyuşmazlık, taşınmazın tarafların dayandığı tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin davalıların dayandığı tapu kaydının dinlenen kişiler tarafından hudutlarının tam olarak bilinemediği ve tapu kaydının dava konusu taşınmazı kapsamadığına yönelik kabulü yerinde ise de, davacının dayandığı tapu kaydının taşınmazı kapsadığına yönelik kabulünde isabet bulunmamaktadır. Davacının dayandığı tapu kaydının hududları “değirmen harkı, değirmen tepesi ve çay, Divanca avlusu ve konak yatağı ile Hasanca oğlu” olup, bu hududlar itibariyle tapu kaydının gayrisabit sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Tapu kaydındaki “Hasanca oğlu” hududunun dava konusu taşınmaza komşu parsel olmadığı, diğer hududların ise dinlenen kişiler tarafından bilinmediği beyan edilmekle, davacı tarafın dayandığı tapu kaydının da dava konusu taşınmazı kapsamadığının kabulü ile uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. Ne var ki, Mahkemece yapılan zilyetlik araştırmasının hüküm kurmak için yeterli olduğundan söz edilemez. Dosya içerisinde bulunan 27.09.1989 tarihli ziraat bilirkişi raporu, davaya konu taşınmazın niteliğine, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekline ve süresine ilişkin olarak tespit ve değerlendirmeler içerir şekilde hazırlanmadığı gibi, önceki tarihli bozma ilamından sonra yapılan keşfe de ziraatçi bilirkişi götürülerek anılan hususlar hakkında rapor alınmamıştır. Diğer taraftan, söz konusu hususların tespiti amacıyla, dava konusu taşınmaza ait aktarılan dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesi dönemlere ilişkin en az 3 adet hava fotoğrafı Harita Genel Müdürlüğü’nden getirtilerek üzerinde jeodezi- fotogrametri bilirkişi eliyle inceleme yapılmamış ve mahalli bilirkişilerin zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda somut verilere dayalı bilgiler içermeyen beyanlarına itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, öncelikle taşınmaza ait en eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin harita sorgulama sayfasına girilerek, taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına konulmak suretiyle, buradan elde edilen verilere göre aktarılan dava tarihi olan 1984 yılından 15-20-25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğü’nden getirtilerek dosya arasına konulmalı, dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, yerel bilirkişiler ve tanıklarla jeodezi-fotogrametri mühendisi bilirkişisi, üç kişilik ziraatçı bilirkişi kurulu ve fen bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle kime ait olduğu, kimden kime, ne zaman ve ne şekilde intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ve hangi tasarruflarla zilyet edildiği, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların beyanları arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellere ait tutanak ve dayanağı kayıtlarla denetlenmeli; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini, üzerindeki bitki örtüsünü ve varsa ağaçların cinslerini ve yaşlarını, zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, taşınmazın her yönünden çekilmiş renkli fotoğraflarını içeren, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden, çekişmeli taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması suretiyle, uydu ve hava fotoğraflarının ait oldukları yıllara göre taşınmaz bölümlerinin niteliğini, imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten rapor düzenlemesi istenilmeli; fen bilirkişisinden, keşfi takibe imkan verir şekilde krokili rapor aldırılmalı; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli ve bundan sonra, davacı adına belgesiz zilyetlik yoluyla tespiti yapılan taşınmazların sulu arazi mi yoksa kuru arazi mi olduğu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde sulu ve kuru araziden edinilebilecek taşınmaz sınırı gözetilmek suretiyle, iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 01.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.