Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/1380 E. 2021/4293 K. 25.05.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1380
KARAR NO : 2021/4293
KARAR TARİHİ : 25.05.2021

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVACI(3.Kişi) : Çakar Emprime Baskı Tekstil Sanayi İç Ve Dış Tic. Ltd. Şti.
DAVALI(Alacaklı) : …
(Borçlu) : Sistem Emprime Baskı Tekstil San. Tic. Ltd. Şti.
DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Mahkemece, istihkak davasının süre yönünden reddine karar verilmiş, davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi üzerine; davacı üçüncü kişi vekili ve vekalet ücreti ile tazminat yönünden davalı alacaklı vekili tarafından bu kez temyiz yoluna başvurulmuştur. Dairemizin 5.12.2018 tarihli ve 2018/14032 Esas, 2018/19752 karar sayılı kararı ile, davaya konu haczi 19.01.2017 tarihinde öğrenen davacı üçüncü kişi vekilinin, 7 gün içinde 24.01.2017 tarihinde istihkak iddiasında bulunduğu, yasal prosedür işletilmediğinden 06.01.2017 tarihli hacizle ilgili olarak açılan davanın süresinde olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, işin esasına girilerek, taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak, davacı üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan sonra borçlu şirket adresinde faaliyete başladığı, faaliyet alanlarını aynı olduğu, üçüncü kişinin sunduğu faturalar mahcuzlarla uyumlu ise de ödemelerin deftere kayıtlı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
6100 sayılı HMK’nin “Bozmaya uyma veya direnme” başlıklı 373. maddesinin birinci fıkrası; “Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.” hükmünü, aynı maddenin dördüncü fıkrası ise; “Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.” hükmünü içermektedir.
Açıklanan madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesi tarafından, Yargıtayın bozma kararı doğrultusunda karar verilmesi halinde, davanın taraflarına, karara karşı sadece temyiz yoluna başvuru olanağı tanındığı ve ilk derece mahkemesince verilen kararın, HMK’nin 362. maddesinde bölge adliye mahkemeleri tarafından verilen kararlar için öngörülen temyiz kesinlik sınırına tabi olacağı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümlerini yeniden düzenleyen 18.3.2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu’na eklenen geçici 7. maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.
2.3.2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun’un 25.maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 364/1.maddesine göre bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen ve miktar ve değeri on bin Türk Lirasını geçen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Bu hükümde öngörülen kesinlik sınırı, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile kırk bin Türk Lirasına, 20.02.2019 tarihli ve 7165 Sayılı Kanun’un 1. maddesi ile de 28.02.2019 tarihinden itibaren elli sekiz bin sekiz yüz Türk Lirasına, 01.01.2020 tarihinden itibaren de yetmiş iki bin yetmiş Türk Lirasına, 01.01.2021 tarihinden itibaren de yetmiş sekiz bin altı yüz otuz Türk Lirasına çıkarılmıştır.
Somut olayda, karar tarihine göre uyuşmazlık konusu değerin 51.000 TL olduğu görülmekle yukarıda belirtilen kesinlik sınırını geçmediği anlaşıldığından, mahkeme kararının temyiz kabiliyeti yoktur.
SONUÇ: 5311 sayılı Kanunla değişik İİK.nin 364.maddesinin ikinci fıkrası ve 6100 sayılı HMK’nin 447 ve 366. maddelerinin göndermesi ile uygulanması gereken HMK’nin 352. maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin REDDİNE, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 25.5.2021 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY

Anayasa’nın 90. maddesiyle iç hukukun bir parçası haline gelen ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme niteliğinden dolayı kanunlar karşısında öncelikli konumda olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir. Yargısal temel haklar açısından Sözleşmenin en önemli hükümleri 6. maddede düzenlenen “ adil yargılanma hakkı ve 13. maddede düzenlenen “etkili bir hukuki yola başvurma” hakkıdır. Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen ve adli mekanizmanın işleyiş ve organizasyonunda bireye bir dizi usuli güvence sağlayan bir haklar bütünü olan adil yargılanma hakkı, usul hukukuna ilişkin koruma mekanizması içermesiyle bir adalet standardı oluşturur. (Billur Soydan Yaltı –Vergi Dünyası Dergisi)
Adil yargılanma hakkı ve etkin başvuru imkanını yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir yargı sisteminde istinaf ve temyiz yolları kabul edilmişse bunların adil yargılanmanın gereklerine uygun olarak işletilmesi gereğine vurgu yapmıştır.
Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, iç hukukta kanun yolunun öngörülmesi halinde, bu yola başvuru hakkının etkili bir biçimde kullanabiliyor olması gerektiğini kabul eder. Aksi halde mahkemeye erişim hakkının ihlali ortaya çıkar.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’da tanınan bir hakkın ihlal edildiğini iddia eden herkes mahkemeye erişim hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı Türk Hukukunda bütün uyuşmazlıklarda korunması gereken bir haktır.
Mahkeme hakkı, hak aramak için mahkeme önüne gidebilme imkanının gerçekten, fiilen ve etkili bir biçimde mevcut olmasını gerektirir. Mahkeme hakkı sadece hukuken öngörülen sınırlamaların değil fiilen öngörülen sınırlamaların da kaldırılmasını gerekli kılar. Bununla beraber mahkeme hakkı mutlak bir hak olarak görülmemektedir. Devlet bu konudaki düzenlemesini yaparken bir takdir alanına sahiptir. Fakat mahkeme hakkına getiren sınırlama meşru bir amaç gütmeli, hakkın özünü zedeleyecek şekilde olmamalı güdülen amaçlar orantılı açık ve ölçülü olmalıdır.
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurularda mahkeme hakkını Anayasa’nın 36. maddesi çerçevesinde ele almaktadır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkını, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek şeklinde tarif etmektedir.
Anayasa Mahkemesine göre, usul kurallarının hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine, kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır. (…-Adil Yargılanma Hakkı)
Anayasa Mahkemesi, mahkeme hakkı bakımdan, öngörülen koşulların açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yorumlanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yoluna başvurma hakkını kullanamadığı takdirde mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36. madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (… –Medeni Usul Hukukunda İstinaf)
Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir.
Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar.
HMK’nin 373/4. maddesi, “Yargıtayın bozma kararı üzerine İlk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verdiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.“ hükmünü içermektedir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince davanın süreden reddine ilişkin verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Dairemizce, Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak verilen davanın reddine ilişkin karar üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nin 373/4. maddesi gereğince, Bölge Adliye Mahkemesi devreden çıkmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvuru yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür.
İlk derece mahkemelerince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir.
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle kanun yolu sistemi iki aşamalı sisteme gelmekle birlikte, HMK’nin 373/4. maddesi kapsamına giren ilk dereceli mahkeme kararlarında sadece temyiz kanun yoluna başvuru mümkündür. Tek dereceli kanun yolu incelemesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelebilecektir.
Bölge adliye mahkemesince istinaf talebi, esastan reddedildikten sonra, ret kararının temyizi üzerine Yargıtayın bölge adliye mahkemesinin esastan ret kararını kaldırarak, ilk derece mahkemesi kararını bozduğunda, ilk derece mahkemesince bozmaya uyularak verilen kararın temyiz incelemesinde parasal sınır uygulanmaması gerekir.
Hukuk davalarında aslolanın her karar için denetim yolunun açık olmasıdır. Elbette ki Kanun koyucunun getirdiği parasal sınırların da uygulanması gerekecektir.
Ancak Kanun Koyucunun, bölge adliye mahkemesi için ön gördüğü parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararı için uygulamak, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır.
Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama, adil yargılama hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırıdır.
Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra, bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir
Yasada açık bir hüküm olmadığı halde, yorum yoluyla, ilk derece mahkemesi kararına ilişkin parasal sınırın bölge adliye mahkemesi kararları için uygulanan parasal sınır olduğunu kabul etmek ağır bir hak ihlali teşkil eder.
Yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yolunu açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir.
Açıkladığım nedenlerle, İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, bölge adliye mahkemesi kararları için uygulanan parasal sınırın uygulanamayacağı, HMK’nin 373/4. maddesi uyarınca parasal sınır olmaksızın temyiz incelemesi yapılması gerektiği, parasal sınırın uygulanması gerektiğinin düşünülmesi halinde de ancak ilk derece mahkemesi kararlarının istinaf edilmesinde uygulanan parasal sınırın uygulanabileceği, temyiz yoluna başvuru hakkının, usul kurallarının şekilci ve katı yorumlanması nedeniyle, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğini denetleme imkanının ortadan kalkacağı kanaatinde olduğumdan, çoğunluğun temyiz dilekçesinin reddine dair kararına katılmıyorum.25.05.2021