Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/4756 E. 2021/10894 K. 04.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4756
KARAR NO : 2021/10894
KARAR TARİHİ : 04.11.2021

MAHKEMESİ : Bursa Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında Bursa Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, vekil edeninin 2832 parsel sayılı 1748 m2 yüzölçümlü taşınmazın maliki olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında vekil edenine ait taşınmazdan yaklaşık olarak 200 m2’lik bölümün Hazine adına tespitinin yapıldığını ve taşınmazda küçülme meydana geldiğini belirterek, dava konusu taşınmazın … adına yapılan tespitinin iptaline ve dava konusu taşınmazın vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, öncelikle davaya husumet yönünden itiraz ettiklerini, zira davanın, taşınmazın bir miktarının başka şahısların taşınmazlarına kaydırıldığının iddia edilerek açıldığını, husumetin de o şahıslara yöneltilmesi gerektiğini, esasa ilişkin beyanlarında ise haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine, … İli … İlçesi … Mahallesi eski 2832 parsel, uygulama kadastrosu ile 832 ada 1 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastrosu tespiti gibi tesciline karar verilmiş, davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosuna itiraz niteliğindedir.
Uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir.
Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle Mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur.
Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosu ile yenileme kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, uydu fotoğrafları ve ortofoto haritaları, varsa bu haritalarda değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, yine varsa yenileme kadastrosu sırasında yararlanılan diğer haritalar, dava konu taşınmazlara ilişkin olarak tesis ve yenileme kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgeler getirtilmelidir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları ve harita ya da jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalı; keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat mühendisi bilirkişi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan, tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı,sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı, teknik bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak yenileme kadastrosunu denetlemesi istenmeli; teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat, hesap, ölçü hatası veya sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, yenileme kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, yenileme kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve “ada raporu” ile “yenileme tutanağı ve haritasını” irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor alınmalıdır. Bu raporun eki olacak haritalarda, birincisi hava fotoğrafı üzerinde, ikincisi ise ortofoto (bulunmadığı takdirde uydu fotoğrafı) üzerinde tesis kadastrosu paftası ile yenileme kadastrosu paftası çakıştırılmış bulunmalı, ayrıca her biri yönünden çakıştırmalardan bir tanesinin ada bazında, diğerinin ise çekişmeli taşınmaz ve yakın komşularını gösterir şekilde olmalıdır. Teknik bilirkişi haritasında, yenileme kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken, yenileme kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının yenileme kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; Mahkemece, 2 fen bilirkişisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporu itibariyle, taşınmazın kuzey, batı ve güney sınırındaki sabit tesislerin aynen esas alındığı, dava konusu taşınmazın yenileme öncesi ve sonrası yüzölçümleri arasındaki farkın bindirme haritasına göre taşınmazın kuzey kısmındaki kırık noktalarının hatalı ölçümünden kaynaklandığı, yenileme çalışmasında belirlenen sınırlarda hata olmadığı gerekçeleriyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; çekişmeli taşınmazın 2556 ve 2557 parsel sayılı taşınmazların tevhidi sonucunda oluştuğu anlaşıldığı halde, tevhide ilişkin kroki, ölçü çizelgesi ve sair belgeler ile tesis kadastrosuna ilişkin ölçü krokisi dosya arasına alınmadığı gibi, taşınmazın tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları ile temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları getirtilerek dosya ikmal edilmemiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, uygulama kadastrosu sırasında taşınmazın sınırlarının sabit sınır alındığı ve bu sabit sınırların yenileme öncesi paftası ile (renkli bindirme haritası) de uyumlu olduğu belirtildikten sonra, taşınmazdaki yüzölçüm farklılığının taşınmazın kuzey kısmında kırık noktalarında ölçü hatası yapılması ve taşınmazın yüzölçüm değerinin hatalı tersimata göre belirlenen paftasından hesaplanmasından kaynaklandığı belirtilmekle beraber, rapora ekli krokide de açıkça görüldüğü üzere yenileme sırasında “sabit sınır” olarak alınan sınırların tesis paftası ile uyuşmadığı, kaldı ki bu belirlemenin tersimat hatası yapıldığı yönündeki tespitle de çeliştiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan tersimat hatasından söz edilmekle birlikte, bu hatanın, hangi kırık noktalarının yada hangi sınırların tersimi sırasında gerçekleştiği, ölçü krokisi ve ölçü cetveli ile denetlenebilir ve kroki üzerinde gösterilir şekilde açıklanmadığı gibi, bu hatanın giderilmesi sonucunda oluşturulan sınırların yenileme sırasında sabit olarak belirlenen sınırlarla uyumlu olup olmadığı da değerlendirilmemiş ve ayrıca, taşınmaz üzerinde tesis paftası üzerinde görülen yapılar ile hali hazırda taşınmaz üzerinde bulunan yapıların çakışmadığı her iki krokinin karşılaştırılmasından anlaşıldığı halde, mahalli bilirkişi ve tanıklardan, taşınmaz üzerinde tesis kadastrosundan evvel bulunan binaların halen bulunup bulunmadığı, mevcut yapıların ne zaman yapıldıkları, eski binaların ne olduğu gibi hususlarda ayrıntılı beyan alınmamış ve uygulama kadastrosu sırasında sınırlar “sabit sınır” olarak belirlendiğine göre, tesis kadastrosundan önceki tarihli hava fotoğraflarından yararlanılarak bir sonuca varılması gerektiği de düşünülmemiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle, çekişmeli taşınmazın tevhidine ilişkin kroki, ölçü çizelgesi ve sair belgeler ile tesis kadastrosuna ilişkin ölçü krokisi, ayrıca tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe (1969) en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları getirtilerek dosya ikmal edilmeli, bundan sonra mahallinde, tespit tarihinden evvelini bilebilecek yaşta yerel bilirkişiler, taraf tanıkları ve jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişilerin de dahil olduğu üç kişilik uzman bilirkişi kurulunun katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşif sırasında mahalli bilirkişiler ve tanıklardan, taşınmazın evveliyatında hangi sınırlar dahilinde kullanıldığı, üzerinde ya da sınırlarında tesis kadastrosundan evvel yapılmış ve halen mevcut olan bina ya da başkaca sabit nitelikte unsurlar bulunup bulunmadığı, taşınmaz üzerinde bulunan yapıların tespitten evvel mi yoksa daha sonraki tarihte mi yapıldığı hususları sorulup saptanılmalı; uzman bilirkişi kurulundan, yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak denetime elverişli rapor alınmalı, önceki tarihli bilirkişi raporunda değinildiği gibi tersimat hatası söz konusu ise bu husus denetime elverişli şekilde açıklanıp, kroki üzerinde de hatalı ve doğru tersimat sınırlarının çakışır şekilde gösterilmesi istenilmeli, bilirkişi raporunda uygulama kadastrosu ile belirlenen sınırların yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde doğru olup olmadığı, hatalı olduğunun belirtilmesi halinde ise hangi nedenle hangi sınırın esas alınması gerektiği açıklanmalı, yapılacak inceleme sonucunda taşınmazdaki eksikliğin sınırında bulunan “yol” yerinden kaynaklandığının tespit edilmesi halinde, … Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile … Belediye Başkanlığı’nın da davada taraf olması gerektiği gözetilmeli ve bundan toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.